Serenad – Zülfü Livaneli

Serenad – Zülfü Livaneli

“Uçakta rahat eden insanlar, yeryüzünden sekiz bin metre yukarıda,
boşlukta, metal bir kutunun içinde olduklarını unutup kafalarını şarabın
kalitesine, yemeğin lezzetine, koltukların genişliğine takanlardır ki, hemen
söyleyeyim ben de onlardan biriyim.
Frankfurt-Boston uçağının rahat koltuğunda, beyaz Porto şarabımı
yudumlayarak, jet motorlarının tatlı homurtularını dinlemekteyim.
Yemek servisinden sonra uçak karanlıklara gömüldü bile. Yolcuların
kimi kendilerine dağıtılmış olan lacivert çantadan çıkardıkları göz
bantlarını takmış uyuyor, kimi yine aynı çantadan aldığı kalın çorapları
giymiş, önündeki ekranda film izliyor. Komedi filmi izleyenler kulaklık
taktıkları için kendi seslerini duymadan yüksek sesle gülüyorlar.
Önümde oturan beyaz saçlı yaşlı adam ise huzursuz bacak sendromundan
muzdarip olmalı ki bacaklarını sallayıp duruyor.
Yemek servisini topladıktan sonra herkesi uykuya davet etmiş olan
mavi giysili, mavi kepli Alman hostesler, şimdi de güneşlikleri
kapatıyorlar. Gece olmasına rağmen bunu yapmalarının nedeni, güneş
doğarken yolcuların uyanmamasını sağlamak.
Kahvaltı istemeyip de uyumayı tercih ediyorsanız, koltuğunuzun baş
kısmına, bu isteğinizi belirten bir işaret koymak zorundasınız. Ama
nasıl olsa benim uyumaya niyetim yok.
Önümdeki dizüstü bilgisayarıma bu satırları yazmaya başladım ve bu
işi Boston’a inene kadar sürdüreceğim. Şehre inmeden hikâyemi yazıp
bitirmiş olmam gerekiyor.
Nedendir bilmem ama bunun şart olduğunu hissediyorum. Hikâye
bitmeli, bu iş tamamlanmalı, artık anlatacak bir şey kalmamalı.
Geçmişin hesapları, çekilmiş acılar, insan vahşetinin izleri gömülmeli.
Carl Sagan insanların hâlâ sürüngen atalarının saldırganlığını taşıdığını
söylüyordu. “Beyin sapı, yüz milyonlarca yıl önceki sürüngen
atalarımızdan miras kalan ve zaman içinde evrilen saldırganlığın,
ritüellerin, bölgesel ve sosyal hiyerarşinin yatağı olan organdır”
diyordu.
Bence de çok yerinde bir görüş bu. Hepimiz içimizde, gizli, nazik
davranışlarla üstü örtülen ama bir tehdit algıladığımız zaman hemen o
keskin dişleriyle ortaya çıkan bir timsah taşıyoruz.
Hepsini anlatmalıyım. Ancak böyle bir itiraf ve tanıklıktan sonra
acılar aşılabilir, hayat sadeleşebilir.
Bu sabah İstanbul-Frankfurt uçağına bindim. Frankfurt’ta uçak
değiştirmek için bir kafede latte içip biraz bekledim. Sonra, her şeyini
uçmaya odaklamış bu havaalanı-şehirdeki karmaşık labirentlerden
geçip pasaport kontrolüne geldim. Avrupalı olmayanlar kuyruğuna
girip sıramın gelmesini bekledikten sonra buz bakışlı gümrük polisine
ay-yıldızlı pasaportumu uzattım. Polis oradaki her bilgiyi inceden inceye
bilgisayara kaydetti.” 

                                                         

                                                       

Yazar: Root

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir