Mikro İktisat Ders Özeti

Ünite 1: Mikroekonomi

Temel Kavramlar

Mikroekonomi, bireylerin ve firmaların seçimlerini, bu
seçimlerin birbirleri ile etkileşimini ve devletin bu
seçimlere etkisini araştırmayı kendisine konu edinmiştir.
Makroekonomi ise ekonomiyi bir bütün olarak inceler.
Yani makroekonomi ulusal ekonomide devletin, firmaların
ve bireylerin tercihlerinin toplam etkisiyle ilgilenmeyi
kendisine konu edinmiştir.
a. Mal ve hizmetler, İster firma düzeyinde olsun
ister bireysel düzeyde olsun ihtiyacımızı gideren
her türlü şey maldır. Maddi olmayan malları
fiziki mallardan ayırt edebilmek için de hizmet
kavramı kullanılır. Ancak çoğu kez ifadede
yalınlık sağlamak için mal tabiri hem malları hem
de hizmetleri ifade etmek amacıyla
kullanmaktadır.
b. Kaynaklar, mal ve hizmetlerin üretilmesi
sürecinde kullandığımız üretim araçları ile ham
maddeler veya başka bir ifadeyle girdilerdir.
Bunlar; toprak (doğa), emek, sermaye ve
girişimci. Emek hem fiziki hem de zihinsel
çabayı ifade eder. Sermaye makine ve ekipman
gibi üretimde kullanılan ürünleri bir bütün olarak
ifade eder. Tüketim malı, üretimin nihai amacı
olan bir ihtiyacı gidermek amacıyla yapılan
üretimdir. Sermaye malı ise başka malları
üretmek için kullanılan maldır. Ekonomik hayatta
risk alan bireyler girişimcilerdir. Girişimin kar
sağlamak ya da zarar etmek gibi sonuçları vardır.
İnsanların topraklarını kullanarak elde ettikleri
gelire rant, emeklerini arz ederek elde ettikleri
gelire ücret, sermayelerini kullanarak elde
ettikleri gelire faiz ve girişimcilerin gelirini de
kar denilmektedir. Tüketiciler ile üreticilerin
etkileşimini sağlayarak alıcıların satıcılarla ticaret
yapmasına olanak sağlayan mekanizmaya da
piyasa adı verilmektedir.
c. Kıtlık, var olan bir kaynağın ne kadarının
istenildiği ile ilgilidir. Eğer bir kaynağın mevcut
miktarından daha fazlasını istiyorsak o kaynak
kıttır. Bir birey veya firma bir mal veya hizmet
için ödeme yapmaya hazırsa ekonomistlerin
tanımında o mal ya da kaynak kıttır. Ekonomide
kıt olmayan mallara serbest mallar adı verilir.
Kurtulmak için ödeme yapmaya hazır olduğumuz
her şeye ise kötü mal denilmektedir.
d. Seçim ve Fırsat Maliyeti, Bireyler seçimlerini
alternatifler arasından rasyonel biçimde faydamaliyet
karşılaştırmasından sonra yapar. Fırsat
maliyeti bir şeyi seçtiğimizde vazgeçtiğimiz
alternatiflerin değerini ifade etmektedir.
e. Rasyonel Davranış ve Bireysel Çıkarlar,
Rasyonellik, insanların ulaşabildikleri mevcut
bilgiler ışığında kendilerine en büyük tatmini
sağlayacak tercihi yapacağını ifade etmektedir.
İktisatçılar bireylerin genellikle alternatifler
arasından fayda ve maliyet analizi yaparak
kendilerini daha iyi duruma getireceğine
inandıkları seçeneği tercih ederler.

Teşvikler, Dürtüler ve Ekonomik Modeller

Ekonomistler bireylerin ve firmaların, kaynakların
dağılımını nasıl yaptıklarını ve piyasadaki fiyatların nasıl
belirlendiğini açıklamak, etkileşimleri ve sonuçlarını
mantıklı ve bilimsel detaycılık ile anlamak için ekonomide
modeller oluştururlar. Ekonomik modelleri oluştururken
karmaşık olan ekonomik sürecin daha iyi anlaşılması için
basitleştirici varsayımlarda bulunulur.
Sebep sonuç ilişkisi, İktisatçılar yaptığı varsayımlardan
biri olan ‘ceteris paribus’ diğer şeyler eşit anlamına gelir.
Bir faktörün ilgilendiğimiz değişken üzerine etkisini
ölçebilmek için diğer tüm faktörlerin değişmediğini
varsaymak zorundayız.
Kısıtlı Optimizasyon, kısıt altında tercihler bilimi olan
iktisatta, bir karar verici, seçeneklerdeki mümkün olan
tüm sınırlamaları ve kısıtlamaları göz önünde
bulundurarak en uygun seçimi yapma arayışı içinde
olduğunda kullanılır. Tipik bir kısıtlı optimizasyonda bir
amaç fonksiyonu ve bir de kısıtlar kümesi bulunur. Amaç
fonksiyonu karar vericinin optimize etmek, yani minimize
ve maksimize etmek istediği ilişkidir. Kısıtlar ise karar
vericiye empoze edilen sınırları veya kısıtlamaları ifade
eder.
Bir sistemdeki denge, dışsal faktörler değişmediği sürece
belirsiz bir süre boyunca devam eden durum ya da
oluşumdur. Örneğin portakal arz ve talebi
düşünüldüğünde, piyasada oluşan fiyatın denge fiyatının
üstünde olması halinde arz fazlası olmakta, piyasanın
denge fiyatının altında olması halinde ise talep fazlası
doğmaktadır. Arz fazlası durumunda fiyatlar düşer, talep
fazlası durumunda ise fiyatlar artar ve piyasa dengeye
gelir.
Karşılaştırmalı durağan analiz, bir ekonomik modeldeki
iki farklı fotoğrafı karşılaştırmamıza olanak tanıyarak
‘önce ve sonra’ analizi yapmamızı sağlar. İlk fotoğraf
dışsal değişkenlerin birtakım veri ilk değerlerinde içsel
değişkenlerin hangi değerlerini aldığını gösterir. İkinci
fotoğraf ise incelediğimiz içsel değişkenlerin dışsal bir şok
karşısında, yani bazı dışsal değişkenlerin değerindeki bir
değişme karşısında, nasıl değiştiklerini anlatır. Et
fiyatlarının ithal hayvanların gelişi ile düşmesi, biber
fiyatlarının seralara don vurmasıyla yükselmesi gibi
durumlar karşılaştırmalı durağan analize örnektir.

Pozitif ve Normatif Analiz

Pozitif analiz bir ekonomik sistemin nasıl çalıştığını
açıklamaya ve zaman içinde nasıl değiştiğini tahmin
etmeye çalışır. Pozitif analiz bir bireyin faydasını veya
firmaların karlarını maksimize etmek için nasıl
davrandıkları gibi konularla ilgilenmektedir. Normatif
analiz ise ne olmalı nasıl olmalı gibi değer yargılarını
içeren bir ifadedir. Normatif analiz daha çok sosyal
politikalara ilişkin taleplere ve hedeflere nasıl
ulaşılacağına ilişkindir.
Normatif analizden önce pozitif analiz yapmak önemlidir.
Bir politikacı şu normatif soruyu sorabilir : “Acaba bir
kira kontrolü programı mı yoksa konut edindirme
programı mı uygulamaya koymalıyız?” Seçeneklerin
etkilerini tam olarak anlamak için, politikacının kira
kontrolleri uygulandığında ve konut edindirme programı
uygulandığında sonuçlarının ne olacağını anlamak için
pozitif analiz yapması (daha doğrusu bu konudaki
iktisatçılarca yapılmış çalışmaları okuyup
değerlendirmesi) gerekmektedir.

Mikroekonominin Kısa Bir Tarihçesi

18. yüzyılın sonlarına doğru ekonomik sorunlara ilişkin
bilimsel yaklaşımlar geliştirilmeye başlandı. Adam
Smith’in Ulusların Zenginliği adlı yapıtını 1776 yılında
yayınlaması modern ekonomi biliminin başlangıcı olarak
kabul edilir. Smith kullanım değeri ve değişim değerlerini
ayırmış ve bu ayrım ile de ünlü elmas-su paradoksunu
ortaya çıkarmıştır. Kullanım değeri, bir malın
kullanımından elde edilen faydaya ilişkindir. Değişim
değeri ise malın piyasada alım satıma konu olduğu fiyattır.
Adam Smith’in ardından David Ricardo da bu paradoksu
çözmeye çalışmış fakat kullanım değeri ile fiyatı ayrı
gördüğü için sorunu çözememiştir.
Emek- değer teorisine göre ise bir malın değeri o malı elde
etmek için harcanan emek miktarıyla belirlenmektedir.
1870’lerde bir grup ekonomist değişim değerini, toplam
faydanın değil de kullanılan son birim malın sağladığı
faydanın(marjinal fayda) belirlediğini öne sürmüştür.
Ortaya konan bu yaklaşım yaygın kabul görmüş ve
marjinalist devrim olarak adlandırılmıştır. Su hayati önem
taşır ancak marjinal faydası düşüktür. Elmas ise hayati
değer taşımaz ancak marjinal maliyeti oldukça yüksektir.
Alfred Marshall talep ve arz modelini oluşturmuş ve bu iki
piyasa kuvvetinin eş anlı hareketinin fiyatı belirlediğini
göstermiştir. Marshall ayrıca elmas-su paradoksuna açık
ve kesin bir çözüm ortaya koymuştur. Ona göre su düşük
fiyatlıdır çünkü oldukça fazla üretilmektedir, yani arzı
yüksektir. Elmas yüksek fiyatlıdır çünkü arzı düşüktür.
Marshall’ın bu arz talep modeli oldukça kullanışlıdır
ancak kısmi denge modelidir ve bir seferde bir piyasayı
inceler.
Leon Walras tüm ekonomiyi kapsayan bir analiz
başlatmıştır. Ekonomiyi birbirine bağlayan çok sayıda
eşitlikle açıklama metodunu genel denge analizinde
yapmıştır. Genel denge analizi sadece tek bir piyasaya
bakmaz diğer piyasalardaki oluşumlara da bakar.
Francis Edgeworth ve Vilfredo Pareto ekonomik etkinlik
kavramını kesin olarak tanımlamış ve piyasanın hangi
koşullar altında ekonomik verimliliğe erişebileceğini
göstermişler, refah ekonomisi olarak adlandırılan inceleme
alanını getirmişlerdir.

Karamsar Olmayan Bilim ve Farklı Düşünebilme

Tarzı

Malthus insan nüfusundaki artışın gıda arzındaki artıştan
hızlı olduğunu ve gıda yetersizliğine bağlı kitlesel
ölümlerin yakın olduğunu öngörmüş bir ekonomisttir. Bu
ve benzeri görüşlerden dolayı iktisat çoğu zaman kötümser
bir bilim olmakla suçlanmıştır.
Ekonomi bilimi, bir bireyin diğer bir birey tarafından
teklif edilen şeyle değişmek üzere, gönüllü olarak bir
şeyden vazgeçmesi ile başlar. Bu tür değişimlerde
kaybeden yoktur.
İktisatçılara göre bir insanın yaptığı şeyi yapmasının
nedeni içinde bulunduğu koşuldur. Tabiatında var olan
eğilimden dolayı değildir. Bireylerin davranışlarını
iyileştirmek için bireylerin ruhunun yeniden inşası gerekli
değildir. Bazen tüm gereken kötü davranışa neden olan
koşulları belirlemek ve ortadan kaldırmaktır.
Ekonomistlerin düşünme tarzına ters düşen genel bir kanı
da bir şeyin çalıştığını ya da düzensizlik beklerken bir
düzen oluştuğunu gördüğümüzde bunun kesinlikle bir şey
ya da bir kişi tarafından bilinçli olarak yapıldığı
düşüncesidir.

Ünite 2: Tüketici Davranışları Kuramı ve Tüketici Talebi

Giriş

Tüketici mal ve hizmetleri satın alırken kendisine en
yararlı faydalı olanları seçecektir. Bunları satın alırken de
tüketicinin mutlaka karşı karşıya olduğu bir kısıt söz
konusudur. Bu kısıta da bütçe kısıtı diyoruz.
Dolayısı ile tüketici bütçe kısıtı altında faydasını
maksimize etmeye çalışacaktır.

Bütçe Kısıtı

Bütçe veri bir periyotta harcama yapmak için ne kadarlık
satın alma gücünün mevcut olduğunu gösterir. Bütçe
tüketicinin bir dönemde alabileceği mal ve hizmet
miktarında etkendir.
Tüketici geliri ile mal ve hizmet alımını bütçe miktarına
göre optimize eder. Tüketicinin bu veri dönemde elinde
bulunan para miktarı onun geliridir. Tüketicinin geliri veri
fiyatlarda bütçe kısıtını ortaya koyar.
Tüketici gelirine göre mal ve hizmetlerin seçimini yapar
ve miktarına bağlı olarak harcama yapabilir. Harcanan
toplam para miktarı o periyotta elde edilen gelir ile
sınırlıdır.
Tüketici X ve Y mal alımında bütçesi ile hareket eder,
örneğin X malının alımında artış yaparsa Y mal alım
miktarında da bütçe kısıtı sonucu bir azalış yapmak
durumunda kalmaktadır.

Fayda ve Tüketici Tercihleri

Fayda bir malın ya da hizmetin tüketilmesi ile tüketicinin
elde edeceği tatmin seviyesi olarak tanımlanır. Jeremy
Bentham’a göre, bir mal ya da hizmetin tatmin düzeyi her
tüketiciye göre değişken olabilir.
Bir tüketici X malından yüksek tatmin düzeyine ulaşırken
diğer tüketicide aynı tatmin düzeyi olmayabilir. Fayda
objektif standartlara göre nesnel olarak bireyler arasında
ölçülüp karşılaştırılabilir ve toplanabilir. Bütün
tüketicilerin elde ettiği faydaların toplamı ile toplumun
toplam faydası elde edilir. Bu şekilde tanımlanan
kardinalist fayda yaklaşımı ile insanlar mevcut mal
demetleri için tüm alternatifleri sıralayarak, bunları
sayılarla ifade edebilmektedirler. Ordinalist yaklaşımda
ise mevcut mal demetleri sıralanmakta ancak bunlar
arasında kesin ölçümler yapılamamaktadır. Her iki
yaklaşımın tüketici davranışlarının anlaşılmasında ve
talep kuramının oluşturulmasında önemli katkıları vardır.
Kardinal fayda bireyler arasında karşılaştırma yapılarak
ve bireysel faydalar toplanarak ölçülmektedir.
Belirli bir zaman sürecinde bir malın çeşitli miktarlarda
tüketilmesi sonucu ulaşılan tatmin düzeyi ise toplam
faydayı (TU) göstermektedir.
Marjinal fayda ise belirli bir zaman diliminde bir malın
daha fazla tüketilmesi ile toplam faydada ortaya çıkan
değişim olarak tanımlanır.
Kardinal yaklaşımda ölçümler soyut olarak util adı verilen
bir miktarla yapılırken, marjinal fayda da ise para
cinsinden ölçüm yapılmaktadır. Para ile ölçüldüğünde
faydayı açıklarsak tüketici ilave bir birim mal tüketmek
için vazgeçmek istediği paranın miktarı ile faydasını
açıklar.
Kardinal ve marjinal fayda yaklaşımlarında faydanın
toplanabilirliği durumlarında ilginç sonuçlar
görülmektedir. Bir ürünü oluşturan bütün girdiler
birbirlerinden ayrı faydalara sahip olmasına rağmen bu
faydaların toplamı toplam faydayı oluşturmaktadır.
Tüketicinin tercih sebebine bağlı olarak bir üründeki
bütün girdilere ayrı ayrı puanlama yapılarak bir toplam
fayda indeksi oluşturularak düzenlenen yaklaşımı
ordinalist yaklaşım olarak tanımlıyoruz. Ordinalist
yaklaşımda tüketicinin mal ve hizmetlere yönelik
taleplerin açıklamasında diğer yaklaşımlara göre avantajlı
olduğu görülmektedir.
Bu yaklaşımda, kardinal yaklaşımda ki bir malın marjinal
faydasının tüketilen diğer malların marjinal faydasından
bağımsız olduğu düşüncesi terk edilmiştir. Kardinalist
yaklaşımda tek bir mal ile fayda analizi yapılırken,
ordinalist yaklaşımda en az iki malın kullanılması ile
fayda analizi yapılmaktadır.
Günümüzde ki tüketici teorisi ordinal fayda varsayımı
üzerine kuruludur. Azalan marjinal faydaya göre talep
eğrisi oluşturulmayıp, tüketici tercihleri üzerine çözümler
oluşturulmaktadır.
Tüketici tercihleri çok farklılıklar gösterdiğinden, en çok
tercih edilen edilenden en az tercih edilene doğru tercihler
düzenlenmektedir. Tüketici tercihlerinin tutarlılığı
oldukça önemli olmakta, temel nitelikte olan bu tutarlılık
aksiyom olarak tanımlanmaktadır. Tercihler üzerine
varsayımlar;
• Bütünlük Aksiyomu
• Geçişlilik Aksiyomu
• Süreklilik Aksiyomu
• Çoğu Aza Tercih Etme Aksiyomu
• Dış Bükeylik Aksiyomu
olarak sınıflandırılmaktadırlar. Bütünlük aksiyomunda A
ve B sepetleri karşılaştırılarak müşterinin tercihleri
belirlenir. A ve B sepetini tercihi ya da iki sepetinde
tatmin açısından müşteri tercihine göre kıyaslaması
yapılır.
Geçişlilik aksiyomunda müşteri A sepetini B sepetine
tercih ediyorsa B sepetini de Z sepetine tercih ediyorsa
dolayısıyla A sepetini Z sepetine tercih etmesi
zorunluluğu ortaya çıkmaktadır.
Süreklilik aksiyomunda da A sepeti B sepetine tercih
ediliyor ve Z sepeti içerik olarak B sepetine çok yakınsa A
sepetini Z sepetine tercih etmek zorunluluğu
oluşmaktadır.
Çoğu aza tercih etme (Doyumsuzluk) aksiyomunda A ve
B sepetleri aynı mallardan oluşmakta ancak B sepetindeki
bir mal A sepetine göre daha fazla ise tercih B sepeti
olmaktadır. Bu durum tercihlerin tekdüzeliği olarak
tanımlanmaktadır. Tercihlerdeki tekdüzelik, farksızlık
eğrilerinin birbirlerini kesmemelerini ve negatif eğimli
olduklarını ifade etmektedir.
Tüketiciye aynı fayda düzeyini sağlayan mal
bileşimlerinin oluşturduğu eğriye farksızlık eğrisi adı
verilmektedir. Farksızlık eğrisi üzerinde iki noktayı
birleştirirsek doğru üzerindeki her nokta tercih edilir
bölgede kalacaktır. Bu doğru üzerindeki herhangi bir
nokta daha yüksek fayda düzeyini gösterir. Bu aksiyom
ise farksızlık eğrisinin negatif eğimli ve konveks (dış
bükey) olacağını ifade eder. Farksızlık eğri haritaları ile
tüketici tercihleri konusunda her şeyi biliyoruz demektir.
Bu eğrilere ilişkin özelliklere baktığımızda;
• Farksızlık eğrilerinin birbirini kesmeyeceğini,
• Farksızlık eğrileri orijinden uzaklaştıkça daha
yüksek fayda düzeyini göstereceğini,
• Tüketici her iki malı da arzu ediyorsa pozitif tüm
farksızlık eğrilerinin negatif eğime sahip
olacağını,
• Her bir tüketim demeti sadece tek bir farksızlık
eğrisi üzerinde bulunacağı, birden fazla farksızlık
eğrisi üzerinde bulunamayacağını,
• Farksızlık eğrilerinin kalın olarak
çizilemeyeceği, o zaman çok az fazla olan demet
ile az olan demetin aynı farksızlık eğrisi üzerinde
olacağını, bu durumda da geçişlilik, süreklilik ve
çoğu aza tercih etme aksiyomlarına aykırılığın
ortaya çıkacağını söyleyebiliriz.
Farksızlık eğrisinin herhangi bir noktasına çizilen teğetin
eğiminin negatif işaretlisi marjinal ikame oranı (MRS)
olarak tanımlanır. Marjinal ikame oranı tüketicinin mallar
arasındaki değişim isteğini ifade eder.
Farksızlık eğrileri ve fayda fonksiyonlarını
değerlendirecek olursak, fayda fonksiyonu ekonomistlerin
tüketici davranışlarını anlamak ve yorumlamak için
kullandıkları bir kavramdır. Temel anlamda mevcut
olmayıp, kişilerin tercihleri gözlemlenerek: gelir, fiyatlar
ve diğer faktörler değiştiğinde davranışlarındaki
değişiklikler tespit edilmektedir.
Fayda fonksiyonu tiplerini inceleyecek olursak, iki mal
varsayımından hareketle üç tip fayda fonksiyonu
karşımıza çıkmaktadır.
Cobb-Douglas fayda fonksiyonu en yaygın biçimde
kullanılanıdır. Mallar arasında kısmi ikamenin
bulunduğunu varsayar.
Tam ikame durumunda fayda fonksiyonu iki mala ilişkin
tam ikame durumu, tüketicilerin bu mallardan birisini
diğeriyle sabit bir oranda değiştirmesi halinde geçerlidir.
Tamamlayıcı mallara ilişkin fayda fonksiyonunda ise
mallar her zaman sabit oranlarda birlikte tüketilirler.
Örnek olarak sağ ve sol ayakkabı tüketici tarafından
birlikte kullanılır. Bu mallardan müşteriye bir tane fazla
verilmesi faydasını etkilemeyecektir. Çünkü fazladan
verilen bu tek ayakkabıyı kullanamayacaktır.

Optimal Seçimler ve Fayda Maksimizasyonu

Bütçe seti ile tercih teorisini birleştirerek tüketicinin
optimal seçiminin belirlenir. Bireylerin bütçe kısıtı altında
faydalarını maksimize etmeleri hedeflenir.
Fayda maksimizasyonu için bireylerin seçecekleri mallar
arasındaki değişim oranı, bu malların piyasa fiyatları
oranını yansıtmalıdır.
Cobb-Douglas türü tercihlere ilişkin tüketicinin optimal
seçiminde, bireyin fayda maksimizasyonu için tüm
gelirini harcaması gerektiği varsayılır. Bu durumda ekstra
mallar ilave fayda sağlamaktadır.
Mallar arasında tam ikame söz konusu ise tercihleri
yansıtan farksızlık eğrileri eğimi negatif olur ve optimal
tercih ise her zaman sınırda oluşur. Sonuç olarak iki mal
arasında tam bir ikame varsa tüketici ucuz olanı tercih
eder.
Tüketici her iki maldan eşit miktarda ya da sabit bir
bileşim oranını satın almak zorunda kalırsa, mükemmel
tamamlayıcılık durumunda optimal seçimlerin oluştuğu
görülmektedir.

Tüketici Talebi Kuramı

Tüketicinin optimal seçimleri malların fiyatlarına ve
tüketicinin sahip olduğu gelire bağlı olarak oluşur. Fiyat
ve gelirdeki değişmeler tüketicinin bütçe kısıtını etkilediği
için, tüketicinin optimal seçim düzeyleri de
etkilenmektedir. Bu optimal noktalar ile talep eğrileri elde
edilir. Talep fonksiyonları için fayda maksimizasyonu
çözümü ile talep fonksiyonları oluşturulur. Üç tür talep
fonksiyonu söz konusudur. Bunlar;
• Fiyatın bir fonksiyonu olarak talep (geleneksel,
alışılmış veya doğal talep eğrisi)
• Gelirin bir fonksiyonu olarak talep (Engel eğrisi)
• Diğer bir malın fiyatının fonksiyonu olarak talep
(Çapraz fiyat talep fonksiyonu)
Talep fonksiyonları, her bir malın optimal miktarını,
fiyatların ve gelirin bir fonksiyonu olarak açıklar.
Tüketicinin gelirindeki değişmeler karşısında tüketici
davranışlarındaki değişiklikler ele alınacak, talep eğrisi
(engel eğrisi) elde edilerek mallara ilişkin sınıflandırma
yapılır. Gelirdeki artışlar karşısında hangi malların talebi
daha hızlı artıyorsa firmalar faaliyetlerini o alanlara
kaydırabilirler.
İkinci olarak malın fiyatındaki değişmelere bağlı olarak
talep eğrisi oluşturularak, firmalar fiyat belirlerken talebin
özelliklerine göre hareket ederler. Yine devlet açısından
vergi miktarını belirlemede ve fiyat kontrollerinde talep
eğrisi biçimi oldukça önemlidir.
Son olarak bir malın fiyatı ve gelir düzeyi sabit iken diğer
mal fiyatındaki değişmelere bağlı olarak çapraz fiyat talep
eğrisini elde edilir. Çapraz fiyat talep eğrisi ikincil etkileri
bilmek açısından çok önemlidir. Benzin üzerine konulan
yüksek orandaki bir verginin otomobil talebini nasıl
etkilediğinin açıklanmasını örnek olarak verebiliriz.
Bireyin gelirinde bir artış olduğunda, satın alınacak
malların miktarında artış olması beklenir. Gelir artışı ile
malların talep edilen miktarı artıyorsa bu tür malları
ekonomide “Normal mal” olarak tanımlıyoruz. Gelirdeki
değişmeler sonucu ulaşılan optimal seçimleri birleştirerek
gelir tüketim eğrisini elde edilir. Bu eğri üzerindeki her iki
mal normal mal ise gelir tüketim eğrisi pozitif eğime
sahiptir.
Bir mala talep gelir artışındaki oranla orantılı olmayabilir.
Talep gelir artışında gelirden daha büyük bir oranda veya
gelirden daha düşük bir oranda artabilir. Eğer mal için
talep gelirden daha düşük bir oranda artıyorsa bu tür
mallara normal gerekli (zorunlu) mal denir. Eğer mal için
talep artışı gelir artışına oranla daha büyük bir oranda
gerçekleşiyorsa bu tür mallar lüks mallar olarak
nitelendirilir.
Bu malın fiyatını değiştirerek fayda maksimizasyonunu
sağlayan optimal seçimlerin değiştiğini gözlemleriz.
Bütçe doğruları üzerinde bu optimal seçim noktalarını
birleştirdiğimizde fiyat tüketim eğrisini elde ederiz. Bu
eğri ile bir malın fiyatı değiştiğinde optimal seçimlerin
nasıl değiştiği belirlenir.
Tüketici aynı bütçe kısıtına sahip iken düşük fiyat
seviyelerinde daha fazla mal tüketebileceği için faydasının
daha yüksek olması beklenir. Ekonomik değişiklikler
karşısında, tüketici davranışlarındaki değişmeler
ekonomistler açısından önemli bir konudur. Bir malın
fiyatındaki değişme ile tüketici, geleneksel talep eğrisi
üzerinde bu mala ilişkin seçimini değiştirecektir. X ve Y
mallarını karşılaştırdığımızda X malının fiyatı
yükseldiğinde iki mal arasındaki fiyat oranı değişir, buda
talep eğrisinin değişimine neden olur. İkinci olarak
tüketicinin fızibil alanı X malı fiyatındaki yükselme
karşısında küçülmektedir, yani tüketicinin reel geliri
azalmaktadır. Tüketicinin seçimlerinin iki farklı biçimde
değişmesi iki etkiye bağlıdır. Bunlar ikame etkisi ve gelir
etkisidir. İkame etkisi, fiyat değişimine bağlı olarak iki
mal arasındaki değişim oranındaki talep miktarındaki
değişimi açıklar. Gelir etkisi ise fiyat değişiminin neden
olduğu fızibil alandaki satın alma gücündeki değişmenin
yarattığı talep miktarındaki değişmeyi açıklar.
Eğer bir mal düşük mal ise gelir artışında bu maldan talep
edilen miktar azalmakta ya da gelir azaldığında talep
edilen mal miktarı artmaktadır. İkame etkisinin her zaman
için negatif olması X malı talep miktarını düşürecektir.
Buna karşın fiyat artışı ile satın alma gücü düştüğünden,
yine düşük mal için gelir etkisi negatif olduğu için, X malı
için talep edilen miktar artacaktır. Toplam etki, birbirine
karşı ters yönlü işleyen bu iki etkinin büyüklüklerine bağlı
olarak belirlenir.
Bu etkilerden ikame etkisi daha büyükse talep eğrisi
düşük mal için negatif eğimli olacaktır. Ancak gelir
etkisinin daha büyük olması durumunda geleneksel talep
eğrisi pozitif eğimli olur. Bu tür mallara Giffen malları
denir.
Son olarak fiyat tüketim eğrisi kullanılarak bir mala
ilişkin talep miktarı diğer malın fiyatının fonksiyonu
türünde elde edilir. Eğer bir malın talep edilen miktarı,
diğer malın fiyatı yükseldiğinde, artıyorsa bu mal öteki
mal için brüt ikame malıdır. X malı fiyatındaki yükselme
Y malı talep miktarını artırmaktadır.
Diğer taraftan eğer X malı fiyatı yükseldiğinde talep
edilen Y malı miktarı azalıyorsa bu iki mal arasında brüt
tamamlayıcılık söz konusudur. Bu durumda fiyat tüketim
eğrisi pozitif eğimli olurken çapraz fiyat talep eğrisi
negatif eğimli olarak elde edilir. Dolayısıyla tamamlayıcı
mallar için çapraz fiyat talep esnekliği negatif değer
alacaktır. Bu duruma göre X malı fiyatı yükseldiğinde
tüketici daha az X malı ve daha az Y malı satın
almaktadır. Negatif eğimli çapraz-fiyat talep eğrisi net
olmayan tamamlayıcı mallar içindir.

3. Ünite – Üretim Kuramı

Üretim teknolojisi ve fonksiyonu

Mal ve hizmetlerin üretimi, işletme girdilerinin belli bir
teknoloji kullanılması neticesinde çıktılara dönüştürülmesi
işlemi olarak ifade edilebilir. Belli bir miktarda ürün elde
edinimi sağlamak farklı girdilerin kullanımını
gerektirebilir. Bu bağlamda aynı miktarda ürün elde
etmeye olanak tanıyan farklı girdi bileşenlerinin her biri
farklı bir üretim tekniğini oluşturur. Bu noktadan hareketle
bir ürünü üretmeyi mümkün kılan üretim tekniklerinin
tamamı üretim teknolojisini meydana getirir.
Bir malı üretmek için bir araya getirilip üretim sürecinde
kullanılan kaynaklar şunlardır:
• Girdiler (Üretim faktörleri; Sermaye malı,
işgücü, hammadde, makine vd.)
• Çıktılar (Üretim süreci sonrası elde edilen
çıktılardır.)
Üretim sürecinde kullanılan iki girdinin aynı çıktı düzeyini
sağlayıp sağlamamasına bağlı olarak kullanılan üretim
tekniklerini teknolojik olarak etkin ve etkin olmayan
üretim teknikleri olarak ifade edebiliriz.
Üretim fonksiyonu, teknoloji veri iken her bir spesifik
girdi bileşeni için firmanın üretebileceği maksimum çıktı
düzeyini gösteren matematiksel ifadedir.
Üretimde üretim faktörlerinin değiştirilmesi süreci kısa ve
uzun dönemde mümkündür.

Üretimde kısa ve uzun dönem

Üretimin arttırılması kararının hemen hayata geçirilmesi
her durumda geçerli olmayabilir. Çünkü üretim sürecinde
kullanılan girdilerin miktarlarında yapılacak değişliklerin
gerçekleştirilebilir olması girdinin türüne göre
farklılaşabilmektedir. Bu bağlamda girdilerin üretimde
kullanılan miktarlarının değiştirilebildiği zaman dilimleri
açısından kısa ve uzun dönem ayrımına gitmek gereklidir.
Kısa dönem: Üretim sürecinde kullanılan üretim
faktörlerinden sadece birinin miktarının değiştirilmesi ve
diğer girdilerin sabit miktarlarda kullanılmasını mümkün
kılan dönemdir.
Üretimde kullanılan miktarın değiştirilmeyip sabit kalan
üretim faktörü sabit girdidir. Sabit girdi sadece kısa
dönemde ortaya çıkan bir durumdur.
Uzun dönem: Üretim sürecinde kullanılan girdilerin
tamamının miktar bakımından değiştirilmesini mümkün
kılan dönemdir.
Uzun dönemde üretimde kullanılan ve miktarı kolaylıkla
değiştirilebilen girdiye değişken girdi denir. Kısa
dönemde sadece bir değişken girdiden söz edilebilirken,
uzun dönemde tüm girdiler değişken girdi olabilme
özelliğine sahip olabilmektedir.

Kısa dönemde üretim

Kısa dönemde üretim, üretim sürecinde yararlanılan
girdilerden sadece birinin üretimde kullanılan miktarının
değişmesi, üretimde kullanılan diğer girdilerin sabit
kalmasıdır. Konuya ilişkin üretim kuramlarının analizini
basit ve anlaşılır kılmak adına üretim fonksiyonlarının
sadece iki girdiden oluştuğunu varsayıp bu girdilerin emek
(L) ve sermaye (K) olduğunu düşünelim. Kısa dönemde
sermayenin değişme ihtimali emeğin değiştirilmesi
ihtimaline nispeten daha düşük olacağından L’nin
değişken girdi ve K’nın sabit girdi olduğunu düşünelim.
Bu durumda firmanın kısa vadede üretimde artış
sağlayabilmesinin yolu üretimde kullanılan emek
miktarını arttırmasına bağlıdır. Bu bağlamda;
• Üretim sürecinde yararlanılan değişken girdi yani
emek miktarının arttırılması sonucu elde edilen
toplam ürün (çıktı) miktarı bize toplam fiziki
ürünü verir ve TPP ile gösterilir.
• Üretimde kullanılan diğer girdiler sabit iken
sadece bir girdinin (emek) kullanılan
miktarındaki bir birimlik artış ve azalış
yönündeki değişimin toplam fiziki üründe
meydana getireceği değişime marjinal fiziki
ürün denir ve MPP ile gösterilir.
• Bir birim girdi başına elde edilen ürün miktarına
ortalama fiziki ürün denir ve APP ile gösterilir.
APP girdi başına ürün olarak da düşünülebilir.
• Diğer girdiler sabit iken tek değişken girdi olan
emek miktarındaki her birimlik artışın karşısında
toplam fiziki ürünün artması durumu emeğe göre
artan marjinal getiri (verim) olduğunu
göstermektedir.
• Bununla birlikte, diğer girdiler sabit iken tek
değişken girdi olan emek miktarındaki her bir
birim artış karşısında toplam fiziki ürün azalarak
artıyor ise bu durumda emeğe göre azalan
marjinal getiri (verim) var demektir.
• Diğer girdilerin sabit olması durumunda değişken
girdi olan emek miktarındaki her bir birimlik
artışın neticesinde toplam fiziki üründe meydana
gelen azalma emeğe göre azalan toplam
getirinin olduğunun göstergesidir.
Azalan marjinal getiriler (verimler) kanununa göre;
diğer girdiler sabitken tek bir girdinin üretimde kullanılan
miktarını arttırdığımızda söz konusu girdinin marjinal
fiziki ürünü belli bir noktaya kadar artar ve bu noktadan
sonra azalmaya başlar.

Uzun dönemde üretim

Tüm girdilerin değişken olabildiği dönemdir. Üretim
fonksiyonunu açıklarken her ne kadar dört farklı girdiden
bahsetmiş olsak da analizin basit ve anlaşılır kılınabilmesi
için sadece iki girdinin olduğunu ve bunların da emek (L)
ve sermaye (K) oldukları varsayılacaktır. İşletme uzun
dönemde aynı ürün miktarını (çıktı düzeyini) emek ve
sermayenin çok sayıda farklı kombinasyonunu kullanarak
gerçekleştirme imkânına sahiptir. Şöyle ki, uzun dönemde
firma daha fazla emek daha az sermaye girdisi kullanarak
veya daha fazla sermaye daha az emek girdisi kullanarak
ya da her ikisinden de makul miktarlarda kullanarak aynı
çıktı düzeyini elde etme imkânına sahiptir. Bu nedenle
uzun dönem firmanın bir girdiyi diğeriyle ikame edip aynı
üretim düzeyini gerçekleştirmesine müsaade eden bir
dönemdir. Bu bağlamda uzun dönem için üretim kuramı eş
ürün eğrileri yardımıyla açıklanır.

Eş ürün eğrileri

Aynı çıktı düzeyini sağlayan tüm teknolojik olarak etkin
emek-sermaye kombinasyonlarını ortaya koyan eğriye eş
ürün eğrisi denir. Eş ürün eğrileri girdilerin birbiriyle
ikame edilmesi sonucunda aynı üretim düzeyinin nasıl
sağlandığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda eş ürün
eğrisi, aynı çıktı düzeyini veren girdi bileşenlerinin
geometrik yeridir. Bir eş ürün eğrisi üzerinde üretim
düzeyi değişmez, sadece girdi bileşenleri değişir.
Eş ürün eğrilerinde ölçeğe göre getiriden yararlanılarak
bir firma üretimdeki tüm girdilerini aynı oranda
arttırdığında çıktı düzeyinin ne kadar değişeceği
belirlenebilir. Ölçeğe göre getiri, üretimde kullanılan tüm
girdiler aynı oranda artırıldığında çıktı düzeyinin ne
oranda arttığını gösteren orandır.
• Üretimde kullanılan tüm girdiler aynı oranda
arttırıldığında eğer çıktı düzeyi bu orandan daha
yüksek bir oranda artıyorsa ise o zaman ölçeğe
göre artan getiri var demektir.
• Üretimde kullanılan tüm girdiler aynı oranda
artırıldığında eğer çıktı düzeyi bu orandan daha
düşük bir oranda artıyor ise o zaman ölçeğe göre
azalan getiri vardır.
• Üretimde kullanılan tüm girdiler aynı oranda
attırıldığında eğer çıktı düzeyi de aynı oranda
artıyorsa o zaman ölçeğe göre sabit getiri olduğu
söylenebilir.
İki girdinin de üretimde kullanılan miktarlarının
değiştirilebildiği uzun dönemde firma bir girdiyi diğeriyle
ikame etmek yolunu tercih edebilir. Eş ürün eğrisinin
eğimi, üretim sabit iken firmanın bir girdiyi diğeriyle
ikame edebilme derecesini verir. Eş ürün eğrisinin
eğiminin negatif değeri marjinal teknik ikame oranı
(MRTS) olarak adlandırılır.

Marjinal teknik ikame oranı

Aynı çıktı düzeyinde kalabilmek adına girdilerden birinin
miktarını bir birim arttırdığımızda diğer girdiden kaç birim
vazgeçmek zorunda olduğumuzu ortaya koyan orana
marjinal teknik ikame oranı denir.

Üretimin ekonomik bölgesi

Eş ürün eğrisinin negatif eğimli olduğu aralıkta emek
girdisi arttırıldığında aynı üretim düzeyinde kalabilmek
amacıyla sermaye üretim faktörünü azaltmak
durumundayız. Eş ürün eğrisinin negatif eğimli olduğu bu
bölge üretimin ekonomik bölgesi olarak adlandırılır. Her
iki girdinin marjinal fiziki ürününün pozitif olduğu ve eş
ürün eğrisinin eğiminin negatif olduğu bölgeye üretimin
ekonomik bölgesi denir.
Ayrıca, eş ürün eğrilerinin pozitif eğilimli olduğu bölgeler
de bulunmaktadır. Nitekim bu bölgeler üretimin ekonomik
olmayan bölgeleridir. Girdilerden birinin marjinal fiziki
ürününün negatif olduğu ve eş ürün eğrisinin eğiminin
pozitif olduğu bölgeye üretimin ekonomik olmayan
bölgesi denir.

Teknolojik gelişme

Üretim sürecinde kullanılan teknoloji sürekli değişim
yaşamaktadır. Her değişim neticesinde bir sonraki
teknoloji öncekine nispeten daha verimli üretim teknikleri
ortaya çıkarmaktadır. Firmaların aynı girdi bileşeniyle
daha fazla çıktı elde etmelerine veya aynı çıktı düzeyini
daha düşük bir girdi bileşeniyle ile elde etmelerine imkân
tanıyan üretim sürecindeki değişiklikler teknolojik
gelişme (ilerleme) olarak ifade edilmektedir. Teknolojik
gelişmeler yansız (nötr) ve yanlı teknolojik gelişmeler
olmak üzere iki gurupta incelenebilir.
1. Yansız (nötr) teknolojik gelişme, marjinal teknik
ikame oranını değiştirmeksizin aynı çıktı
düzeyini elde etmek için gerekli sermaye ve
emek girdisi miktarını azaltan teknolojik
gelişmedir.
2. Yanlı teknolojik gelişmeleri kendi içinde;
sermaye-tasarruflu (emek-kullanımlı) teknolojik
gelişme ve emek-tasarruflu (sermaye-kullanımlı)
teknolojik gelişme şeklinde ikiye ayırabiliriz.
a. Emek-tasarruflu (sermaye-kullanımlı)
teknolojik gelişme: Emeğin marjinal
fiziki ürününe göre sermayenin marjinal
fiziki ürününün daha fazla artmasına yol
açan teknolojik gelişmedir.
b. Sermaye-tasarruflu (emek-kullanımlı)
teknolojik gelişme: Sermayenin marjinal
fiziki ürününe göre emeğin marjinal
fiziki ürününün daha fazla artmasına yol
açan teknolojik gelişme olarak
açıklanabilir.

İkame esnekliği

Çıktı düzeyi sabitken bir girdinin diğeriyle ne kadar kolay
ikame edilebildiğini yüzdesel olarak ölçen ölçüte ikame
esnekliği denir. İkame esnekliği, bir eş ürün eğrisi
üzerinde yukarıdan aşağıya doğru hareket ettikçe emeğin
sermayeye göre marjinal teknik ikame oranında meydana
gelen % 1’lik bir değişimin sermaye-emek oranında
(K/L’de) meydana getirdiği yüzdesel değişimi ölçer.
• İkame esnekliği sıfıra eşit veya sıfırdan büyük
herhangi bir değeri alabilmektedir.
• İkame esnekliğinin değeri sıfıra yaklaştıkça iki
girdinin birbiriyle ikame edilebilirliği azalmakta,
ikame esnekliği değeri sıfırdan uzaklaşıp daha
büyük değerler aldıkça iki girdinin birbiriyle
ikame edilebilirliği artmaktadır.
• İkame esnekliği eş ürün eğrisi daha yatık bir eğri
görünümü aldıkça artmakta, daha dik bir eğri
görünümü aldıkça ise azalmaktadır.
• Marjinal teknik ikame oranının sabit olması
marjinal teknik ikame oranındaki yüzdesel
değişimin sıfıra eşit olmasına ve bu da ikame
esnekliğinin sonsuz (∞) çıkmasına yol açar.
o İkame esnekliği sonsuz olan üretim
fonksiyonlarına doğrusal üretim
fonksiyonu denir.
o Marjinal teknik ikame oranı sabit olan
girdiler birbiriyle mükemmel ikamedir.
Doğrusal üretim fonksiyonlarında
girdilerin birbiriyle mükemmel ikame
özelliğine sahiptir.
• İkame esnekliği sıfır olan üretim fonksiyonlarına
sabit-oranlı üretim fonksiyonu denir.
o Bir birim çıktıyı elde etmek amacıyla
birbiriyle tek bir oranda bir araya gelen
girdiler mükemmel tamamlayıcılardır.
Bu nedenle sabit-oranlı üretim
fonksiyonlarında girdiler mükemmel
tamamlayıcıdırlar.
• İkame esnekliği değeri bir (1) olan üretim
fonksiyonlarına Cobb-Douglas üretim
fonksiyonu adı verilir. Cobb-Douglas üretim
fonksiyonuna ait eş ürün eğrisinin ikame
esnekliği 1’dir.
• Doğrusal, sabit-oranlı ve Cobb-Douglas üretim
fonksiyonlarını içinde barındıran ve ikame
esnekliği olarak sıfır ile sonsuz arasında herhangi
bir değer alan dördüncü bir üretim
fonksiyonundan söz edilebilir. Bu üretim
fonksiyonu sabit ikame esnekli üretim
fonksiyonu olarak isimlendirilir. İkame esnekliği
olarak sıfır ile sonsuz arasındaki herhangi bir
değeri alabilen üretim fonksiyonlarına sabit
ikame esnekli üretim fonksiyonu denir.

Ünite 4: Maliyet Kuramı

Maliyetin Ölçümlenmesi

Kar maksimizasyonu amacı ile hareket eden firmalar, söz
konusu bu maliyetleri minimize etme yoluyla karlarını en
çoklamaya çalışırlar.
Mevcut üretim alternatiflerinden birini tercih ettiğimizde
vazgeçmiş olduğumuzda diğer üretim alternatifleri
arasındaki en iyi üretim alternatifinin piyasa değerine
fırsat(alternatif) maliyeti denir.
Bir mal veya hizmetin üretimi için direkt olarak parasal bir
harcamayı gerektiren ödemelerin tamamına açık maliyet
denir. Açık maliyetler muhasebeleştirilip kayıt altına
alınan maliyetlerdir. Bir mal veya hizmetin üretimi için
direkt olarak parasal harcamayı gerektirmeyen fakat bir
alternatiften vazgeçilmiş olunması nedeniyle ortaya çıkan
maliyetlere örtük maliyet denir. Örtük maliyetler
muhasebeleştirilip kayıt altına alınmayan maliyetlerdir.
İktisatçılar bir firmanın maliyetinden bahsederken daima
ekonomik maliyeti kastederler. Ekonomik maliyetler,
toplam açık maliyetler ile toplam örtük maliyetlerin
toplamından oluşur.
Muhasebe karı, toplam hasılattan toplam açık maliyetlerin
çıkarılması ile bulunur. Ekonomik kar ise, muhasebe
karından toplam örtük maliyetlerin çıkarılmasıyla bulunur.
Ekonomik karın pozitif olduğu durumda firma aşırı kar
elde etmektedir. Ekonomik karın sıfır olduğu durumda
firma normal kar elde ediyor demektir. Ekonomik karın
negatif olduğu durumda firma zarar etmektedir.

Kısa Dönemde Maliyetler

a. Toplam maliyetler
Firma kısa dönemde toplam sabit maliyet(TFC), toplam
değişken maliyet(SRVC), toplam maliyet(SRTC), ve
marjinal maliyet olmak üzere dört farklı maliyetle karşı
kaşıya kalır.
Toplam sabit maliyet, üretim düzeyi ile birlikte
değişmeyip sabit kalan üretim harcamaları toplamıdır.
Firmanın kısa dönemde üretim sürecinde değiştirmeyip
sabit kalan girdilerine ilişkin maliyetlerdir ve bu
maliyetler üretim hiç yapılmasa dahi firmanın katlanmak
zorunda olduğu maliyetlerdir(kira gideri).
Toplam değişken maliyet, üretim düzeyi ile birlikte
değişen üretim harcamaları toplamıdır. Değişken maliyet
firmanın üretim sürecinde kullandığı değişken girdilerine
ilişkin maliyetlerdir. Değişken maliyetler üretim yokken
sıfırdır, üretimin birinci biriminden itibaren ortaya çıkar
ve üretimle birlikte artar.
Toplam maliyet, kısa dönemde firmanın katlandığı toplam
sabit maliyetler ile toplam değişken maliyetlerin
toplamından oluşur.
b. Ortalama ve Marjinal Maliyetler
Ortalama sabit maliyet(AFC), toplam sabit
maliyetlerin(TFC) toplam çıktı miktarına(Q) oranlanması
ile elde edilir ve bir birim çıktı başına düşen toplam sabit
maliyeti yansıtır.
Ortalama değişken maliyet(SRAVC), toplam değişken
maliyetin(SRVC) toplam çıktı miktarına(Q)
oranlanmasıyla elde edilir ve bir birim çıktı başına düşen
toplam değişken maliyeti yansıtır.
Ortalama maliyet(SRATC), toplam maliyetin(SRTC)
toplam çıktı miktarına(Q) oranlanmasıyla elde edilir ve
bir birim çıktı başına düşen toplam maliyeti yansıtır.
Marjinal maliyet(SRMC), firmanın bir birim daha fazla
üretmesi sonucunda katlanmak zorunda olduğu ek
maliyettir. Marjinal maliyet her bir birim ilave üretimin
toplam maliyet üzerine yarattığı ek maliyeti yansıtır. Kısa
dönemde TFC sabit olduğundan TFC’deki değişim
sıfırdır ve dolayısıyla marjinal maliyet, çıktıdaki bir
birimlik değişimin toplam değişken maliyetlerde yol
açtığı değişimden başka bir şey değildir.
Kısa dönemde firmanın tek değişken girdisi olan emek
girdisi için yapılan harcamalar firmanın toplam değişken
maliyetlerini yansıtmaktadır. Toplam değişken maliyetler
üretimin sıfır olduğu durumda sıfıra eşit olan ve üretim
miktarıyla birlikte artan maliyetlerdir. Bu bağlamda
toplam değişken maliyetlerdeki artışın şekli tamamen
üretimdeki artışın şekline bağlı olarak ortaya çıkmaktadır.

Uzun Dönemde Maliyetler

Kısa dönemde sadece tek bir girdi değişken girdi iken
uzun dönemde tüm girdiler değişken girdidir ve bundan
dolayı da uzun dönemde firma, tüm girdilerin üretimde
kullanılan miktarlarını istediği gibi değiştirip üretim
maliyetini minimize imkânına sahiptir.
Firma belli bir eş ürün eğrisi üzerinde aynı miktar ürünü
teknolojik olarak etkin olan çok sayıda farklı girdi
bileşenini kullanarak üretebilmektedir.
Aynı üretim miktarını sağlayan teknolojik olarak etkin
olan girdi bileşenleri arasından en düşük üretim maliyetine
sahip olan girdi bileşenine ekonomik olarak etkin olan
girdi bileşeni denir.
Eş maliyet doğrusu, aynı miktarda toplam harcamayı
gerektiren emek ve sermaye girdisi bileşenlerini gösteren
doğrudur. Bu doğru üzerindeki her noktada yer alan girdi
bileşenleri için yapılan toplam harcama aynıdır. Emeğin
fiyatı olan ücretin w ile ve sermayenin fiyatı olan kiranın r
ile gösterildiği ve w ile r’nin veri olduğu durumda
firmanın toplam maliyeti, emek ve sermaye girdilerinin
maliyetleri toplamına eşittir.
Eş maliyet doğrusu, girdi fiyatları sabitken girdilere
yapılan toplam harcama miktarı değiştiğinde veya
girdilere yapılan toplam harcama miktarı sabitken girdi
fiyatları değiştiğinde değişir.
Bir firma eş maliyet doğrusunda içerilen maliyet bilgisi ile
eş ürün eğrisinde içerilen etkin üretim bilgisini
birleştirerek belli bir üretim düzeyini en düşük maliyetle
gerçekleştirmeye çalışır.Firma emek ve sermaye
girdilerinin her biri için harcadığı son liraların marjinal
fiziki ürünlerini birbirine eşitlemek suretiyle maliyetini
minimize eder.
Girdi fiyatlarında meydana gelecek olan bir değişim, aynı
çıktı düzeyinde girdilere yapılacak olan toplam harcamayı
değiştirecektir. Girdilerden en azından birinin fiyatı
düştüğünde firma aynı çıktı düzeyini daha düşük maliyetle
elde ediyor iken girdilerden en azından birinin fiyatı
arttığında firma aynı çıktı düzeyini daha yüksek maliyetle
elde etmektedir.
Uzun dönem genişleme yolu, firmanın eş maliyet doğruları
ile eş ürün eğrileri arasında kalan teğet noktalarını
birleştiren doğrudur. Her bir çıktı düzeyi için maliyet
minimizasyonunu sağlayan emek ve sermaye girdi
bileşenlerinin geometrik yeridir.
Uzun dönem toplam maliyet(LRTC), her bir çıktı düzeyi
için maliyet minimizasyonunu sağlayan girdi
bileşenlerinin içerdiği maliyetler toplamıdır.
Uzun dönem ortalama maliyet(LRAC), birim çıktı başına
düşen uzun dönem toplam maliyettir.
Uzun dönem marjinal maliyet(LRMC), üretimi bir birim
artırmanın uzun dönem toplam maliyette meydana
getirdiği artıştır.
Üretim miktarı arttıkça maliyeti minimize eden miktarı
artan girdiye normal girdi denir. Her iki girdinin de
normal girdi olduğu durumda uzun dönem genişleme yolu
pozitif eğimlidir.
Üretim miktarı arttıkça maliyeti minimize eden miktarı
azalan girdiye bayağı girdi denir. Girdilerden birinin
normal girdi diğerinin ise bayağı girdi olduğu durumda
uzun dönem genişleme yolu negatif eğimlidir.
Pozitif ölçek ekonomileri, üretimi iki kat arttırmanın
maliyeti iki kattan daha az arttırdığı duruma denir. Yani
üretim arttıkça ortalama maliyetin azaldığı durumdur.
Negatif ölçek ekonomileri, üretimi iki kat arttırmanın
maliyeti iki kattan daha fazla arttırdığı durumdur. Yani
üretim arttıkça ortalama maliyet de artar.
LRAC’nin negatif eğimli olmasının arka planında pozitif
ölçek ekonomileri yatarken, LRAC’nin pozitif eğimli
olmasının arka planında negatif ölçek ekonomileri
yatmaktadır.
Pozitif ölçek ekonomilerini ortaya çıkaran nedenler;
i. Uzmanlaşmayla ortaya çıkan verimlilik artışı
ii. Büyük ölçekte faaliyet göstermenin verdiği
esneklikle firma yöneticilerinin girdi
bileşenlerini istedikleri gibi değiştirerek
üretim sürecini daha etkin kullanmaları
iii. Bazı girdilerin bölünemiyor olması
iv. Büyük miktarda girdilerin daha büyük
ıskontolarla piyasadan satın alınmasına ve
böylece üretim maliyetlerinin düşmesine
imkân sağlaması
Negatif ölçek ekonomilerini ortaya çıkaran nedenler;
i. Kısa dönemde fabrika alanı ve makine
yetersizliği
ii. Büyük firmayı yönetmenin getirdiği iş yükü
iii. Büyük miktarlarda satın alma ıskontolarının
belli bir miktara ulaştıktan sonra ortadan
kalkıyor olması

Kısa ve Uzun Dönem Maliyet Eğrilerinin Birlikte

Analizi

Firmanın üretimini emek ve sermaye girdilerini kullanarak
gerçekleştirdiği durumda sermaye girdisi bünyesinde
tesis(fabrika) büyüklüğü, makine-teçhizat gibi unsurları
barındırmaktadır. Kısa dönemde sermaye girdisi sabit
olduğundan söz konusu bu unsurlar da sabit kalmakta
fakat uzun dönemde tüm girdiler değişken olduğundan bu
unsurlar da değişebilmektedir.
Firma uzun dönemde hangi tesiste üretim yapacağına
karar verirken aynı zamanda hangi SRATC eğrisi üzerinde
üretim yapacağına karar vermiş olmaktadır.
Kısa dönemde ortalama maliyet eğrisinin minimum
olduğu çıktı düzeyine maksimum tesis kapasitesi denir.
Maksimum tesis kapasitesinden küçük üretim düzeyleri
aşırı kapasite olarak adlandırılır.
Maksimum tesis kapasitesinden büyük üretim düzeyleri
kapasite üstü olarak adlandırılır.
Uzun dönem ortalama maliyeti minimum kılan kısa
dönem ortalama maliyet eğrisinin ait olduğu tesisin
büyüklüğüne optimum tesis büyüklüğü denir.
Ölçeğe göre sabit getiri olduğu durumda, uzun dönem
toplam maliyet eğrisi(LRTC) orijinden başlayan bir doğru
görünümünde olur. Üretim faktörleri iki kat arttığında hem
üretim miktarı hem de LRTC iki kat artmaktadır ve
bundan dolayı LRTC eğrisi üretim miktarı ile birlikte
artan bir doğru şeklinde olmaktadır.

Ünite 5: Tam Rekabet

Tam Rekabet Piyasası

Tam rekabet piyasası diğer piyasa yapılarına göre farklılık
göstermekle birlikte, diğer piyasalarla karşılaştırma
özelliği sağlaması açısından önem taşımaktadır. Sahip
olduğu özellikler dolayısıyla tam rekabet piyasasına
gerçek hayatta rastlamak oldukça zor olmakla birlikte;
sadece buğday, mısır gibi tarım ürünlerinin işlem gördüğü
piyasalarda ya da altın ve menkul kıymetler borsasında
tam rekabete yakın piyasa özellikleri görülebilmektedir.
Tam rekabet piyasası aşağıdaki özelliklere sahiptir:
1. Atomize olma özelliği: Piyasadaki alıcı ve
satıcıların sayısının çokluğu
2. Homojenlik özelliği:
Üretilen ürünlerin homojen
olması
3. Mobilite özelliği: Piyasaya giriş-çıkış engelinin
bulunmaması
4. Şeffaflık özelliği: Piyasa hakkında tam bilgiye
sahip olunması
Atomize olma özelliği; alıcı ve satıcıların sayılarının çok
olmasından ötürü, ne alıcının ne de satıcının piyasa
fiyatını kontrol etme ve belirleme güçlerinin olmadığını
ifade etmektedir. Dolayısıyla tüm ekonomik birimler
piyasadaki fiyatı kabullenmektedirler.
Homojenlik özelliği; üretilen ürünlerin şekil, renk ve içerik
itibarıyla birbirinin aynısı olduğunu yani ürünlerin tam
ikameye sahip olduklarını ifade etmektedir.
Mobilite olma özelliği; üretici firmaların pozitif kârı
gördükçe piyasaya girmeleri veya negatif kâr ile birlikte
piyasadan çekilmeleri durumunda herhangi bir şekilde
engellenmedikleri anlamına gelmektedir. Firmalar,
piyasaya giriş ve çıkışta ne devlet ne de rakip firmalar
tarafından bir engelle karşılaşmamakta; ücret veya veri
ödememektedirler.
Şeffaflık özelliği; firma ve tüketicilerin ürün hakkında
bütün bilgilere istedikleri zaman ulaşabildikleri anlamına
gelmektedir.
Tam rekabet piyasasında belli bir mal veya hizmete olan
toplam talep ile piyasadaki bir firmanın ürettiği mal ya da
hizmete olan talep farklıdır. Bu piyasada her satıcı firma,
piyasa fiyatını veri olarak kabul etmek zorundadır. Yani
firma, fiyatı kabullenicidir; değiştiremez. Başka bir
ifadeyle talebe göre ürünün fiyatı değişmeyecektir. Tam
rekabet piyasasında talep eğrisi yatay eksene paralel, sabit
ve sonsuz esnektir. Bu durum, firmanın belli bir fiyat
üzerinden sonsuz sayıda mal satacağı; fiyatı artırma
durumunda tüm müşterilerini kaybedeceği ve fiyatı aşağı
çekmesinin de rasyonel olmadığı anlamına gelmektedir.
Tam rekabet piyasasında her firmanın amacı kâr
maksimizasyonudur. Kâr toplam hasılattan (TR) toplam
maliyetin (TC) çıkarılmasıyla hesaplanır. Toplam hasılat
ise mal veya hizmet miktarı (Q) ile piyasa fiyatının (P)
çarpımıyla hesaplanmaktadır. Ortalama hasılat (AR),
firmanın talep edilen mallarının bir birimi başına düşen
gelirini ifade etmektedir. Bu durumda, tam rekabet
piyasasında firma, hep aynı fiyattan sattığına göre
ortalama hasılatın da değişmemesi yani satış fiyatına eşit
olması beklenir (AR = P).
Firmaların sattığı son birim maldan elde ettiği gelire
marjinal hasılat denmektedir. Tam rekabet piyasasında
firma, fiyatı değiştiremediği için son birim maldan yine
malın sahip olduğu fiyatı kadar hasılat elde edecektir (MR
= P).
Dolayısıyla, eşitlikler göz önünde bulundurularak ve
firmanın talep eğrisinin aynı zamanda piyasa fiyatını,
ortalama hasılatı, ve marjinal hasılatı da temsil ettiği
söylenebilmektedir. Yani,
AR = MR = P = d olur.

Tam Rekabet Piyasasında Firmanın Kısa Dönem

Dengesi ve Firma Arz Eğrisi

Firmaların en önemli amacı kâr miktarlarını maksimum
seviyeye çekmektir ve bu kâr miktarı çıktı miktarına bağlı
olarak değişmektedir. Toplam hasılattan toplam maliyetin
çıkarılmasıyla elde edilen ve firma dengesi üretim düzeyi
de denilen üretim düzeyine erişen firma, mecbur
kalmadıkça üretimini ne artırmak ne de azaltmak ister.
Kısa dönem firma dengesinin ortaya konulmasında,
toplam hasılat-toplam maliyet yaklaşımı ve marjinal
hasılat-marjinal maliyet yaklaşımı olmak üzere iki
yaklaşım kullanılmaktadır. Her iki yaklaşımla yapılan
analizler sonucunda, aynı sonuçlara varılmaktadır.
Toplam hasılat-toplam maliyet yaklaşımında edinilen
toplam hasılat (TR) ve ürünlerin toplam maliyeti (TC)
karşılaştırılmakta ve firmalar, kısa dönemde maliyetlerini
karşılayıp karşılamadıklarına bakmaktadırlar. Toplam
hasılat ve toplam maliyetin birbirine eşit olduğu duruma
(TR = TC) başabaş noktası denilmektedir.
 Firma, toplam maliyetin toplam hasılattan büyük
(TC > TR) olması durumunda zarar etmektedir. Eğer
toplam hasılatın, toplam maliyetten büyük olduğu
(TR > TC) durumda ise firma kâr etmekte olduğunu
görebilmektedir. TR ile TC arasındaki aralığın en geniş
olduğu durumda firma, maksimum kâra ulaşmaktadır.
Tam rekabet piyasasında kısa dönem firma dengesinin
ortaya konulmasında kullanılan ikinci yaklaşım ise
marjinal hasılat-marjinal maliyet yaklaşımıdır. Bu
yaklaşıma göre marjinal hasılatın marjinal maliyete eşit
olduğu durumda (MR = MC) firma maksimum kısa
dönem kârına ulaşmaktadır. Marjinal
hasılatın (MR) marjinal maliyetin (MC) üzerinde olduğu
durumda firma üretime devam ettiği sürece kârını daha da
artırabilmektedir. Eğer marjinal maliyet, marjinal hasılatın
üzerindeyse (MC > MR) firma, üretimini maliyetli bir
şekilde gerçekleştirmektedir. Bu durumda yapılması
gereken şey, üretimin kısılarak kârın maksimize edildiği
duruma yani MR = MC olduğu üretim düzeyine
gelinmesidir.
Firmaların sahip oldukları maliyet yapıları ve piyasa
fiyatlarına bağlı normal kâr, normalüstü kâr ve zarar elde
ettikleri ve bu durumlara göre kapanıp kapanmama kararı
aldıkları görülmektedir. Firma, ürettiği mal ve hizmet
satışlarından, maliyetini karşılayacak kadar gelir elde
edemiyorsa yani zarar ediyorsa; firmanın bu durumda
alacağı iki karar bulunmaktadır. Biri firmayı kapatmak ve
piyasadan çekilmek; bir diğeri ise zarar etmesinde rağmen
üretime devam etmektir.
Eğer firmanın ürettiği ürünler için piyasadaki fiyat,
ortalama değişken maliyetlerini dahi karşılamıyorsa
firmanın piyasadan çekilmesi gerekmektedir. Firmanın
kapanması halinde katlanması gereken maliyetleri, sabit
maliyetleri kadar olacaktır.
Eğer firmanın piyasa fiyatı, ortalama değişken maliyete
(AVC) eşit ise bu durumda firma sabit maliyetlerini (FC)
karşılayamasa bile ortalama değişken maliyetlerini
karşılayabilir durumdadır. Firma bu noktada kapanma
kararı almıyorsa tek sebebi firmanın ileride fiyatların
artacağına ilişkin beklentisidir. Şöyle ki; sezonda faal olan
bir otel işletmesi, her sezon sonunda piyasadan çıkıp sezon
açılışında tekrar girmektense ki bu daha büyük bir
maliyete sahiptir, üretime veya hizmete belirli bir süre ara
vermeyi tercih etmektedir.
Firma, zarar etmesine rağmen piyasada kalma veya
piyasadan çekilme kararını verirken ortalama değişken
maliyetlerini (AVC) dikkate almaktadır. Firma, AVC’nin
minimum olduğu noktadan itibaren fiyat arttıkça üretimde
bulunmaktadır. Bu durumda marjinal maliyet eğrisinin bu
nokta ve üzerindeki kısmı, firmanın kısa dönem arz
eğrisini oluşturmaktadır. Her bir
firmanın kısa dönem arz eğrisi piyasa arz eğrisini
vermektedir. Tam rekabet piyasalarında arz eğrisi aynı
zamanda marjinal maliyet eğrisi olduğu için piyasa arz
eğrisi de firmaların marjinal maliyet (MC) eğrilerinin
toplamı şeklindedir.

Tam Rekabet Piyasasında Firmanın Uzun Dönem

Firma ve Piyasa Dengesi ve Piyasa Arz Eğrisi

Tam rekabetçi sabit maliyetli piyasalarda uzun dönem arz
eğrisi, ortalama maliyet eğrisinin (AC) minimum olduğu
noktadır ve yatay eksene paraleldir.
Ancak üretim miktarındaki artış üretimde kullanılan
önemli ara malların fiyatlarında bir artışa neden oluyorsa
veya piyasada faal olan firma sayısı az ise uzun dönem arz
eğrisi pozitif eğime sahip olabilir. Şöyle ki; buğday
üretimi bir sebeple artış gösteriyorsa tarla daha
değerlenecek ve tarla kirası artacaktır. Uzun dönem arz
eğrisinin pozitif eğime sahip olmasına neden olan diğer bir
etmense piyasada üretimi düşük maliyetle gerçekleştirecek
az sayıda firmanın olmasıdır. Kısacası artan maliyetli
piyasalarda uzun dönem arz eğrisi pozitif eğime sahiptir.
Azalan maliyetli piyasalarda ise üretim miktarı arttıkça
firmanın maliyet eğrileri aşağı doğru kaymaktadır. Bu
durumda azalan maliyetli firmalar için negatif eğimli uzun
dönem arz eğrisi elde edilir.
Uzun dönem koşulları kısa döneme göre farklılık
göstermektedir. Kısa dönemde kâr eden firmaların varlığı,
piyasa dışında bekleyen ve girmeye niyeti olan
(potansiyel) firmalar için oldukça cazip bir durumdur
ancak bu firmalar, kısa dönemde ölçek ve kapasitelerini
değiştiremeyecekleri için piyasaya giremezler. Uzun
dönemde ise kapasite artırmak ve ölçeği büyütmek
mümkündür. Piyasaya yeni giren firmalarla piyasa üretim
miktarı artar ve fiyatlar düşüşe geçer. Dışarıdan piyasaya
giren her bir firma var olan kârı biraz daha düşürür yani
firma başına düşen kâr her bir firma ile daha da azalır.
Hatta firmalar zarar bile edebilirler ve piyasadan çıkmaya
başlar ve fiyat yükselişe geçer. Uzun dönemde firma
başına düşen kâr sıfır oluncaya kadar potansiyel firmalar
piyasadan çıkmaya devam ederler. Bu noktada piyasa
fiyatı ortalama maliyetin minimum olduğu noktada oluşur
ve bu fiyat, ne piyasadaki firmaların piyasadan
ayrılmasına neden olacak kadar küçük ne de potansiyel
firmaların piyasaya girmeleri için teşvik yaratacak kadar
büyüktür. Bu durumda uzun dönemde hem firma hem de
piyasa dengesi sağlanmış olur.

Tam Rekabet Piyasasında Ferah ve Etkinlik

Toplumun refahını (W) ölçmenin yollarından biri, tüketici
artığı (CS) ile üretici artığının (PS) toplanmasıdır. Bu iki
artık refah söz konusu olduğunda öneme sahiptir.
Tam rekabetçi piyasalarda refah maksimize edilmektedir.
Bu tip piyasalarda daha az veya daha fazla çıktı üretimi
toplumun refah seviyesini düşürecektir. Üretim (çıktı)
miktarı düştüğünde tüketici daha az mal için daha fazla
ödemek zorunda kalacak ve dolayısıyla refah da
düşecektir. Diğer taraftan bu durum
üreticinin sattığı mal miktarını azaltacak ve refah
seviyesinde değişime neden olacaktır. Yani tüketiciler
ekstra çıktıya onu üretmenin marjinal maliyetinden daha
fazla ödedikleri için toplumun refahında azalma söz
konusu olmaktadır.
Bunun yanı sıra tam rekabetçi çıktı seviyesinin üzerinde
gerçekleştirilen üretim miktarı da üretilen fazla miktarın
üretim maliyetinin tüketicinin fazla mala verdiği değeri
aştığı için refah seviyesini de düşürmektedir.
 Üretim miktarının oldukça fazla olması etkinsizlik
sebebidir.
Tam rekabet piyasalarında refahın maksimize edilmesinin
nedeni, tam rekabet dengesinde fiyatın marjinal maliyete
eşit olmasıdır. Bu noktada arz ve talep birbirine eşittir ki
bu da fiyatın marjinal maliyete eşit olduğunu garantiler.
Fiyatın marjinal maliyete eşit olması durumunda
tüketicilerin son birimine verdikleri değer, üretilen son
birimin maliyetine eşittir. Fiyatın marjinal maliyete eşit
olması, arz ve talebin birbirine eşit olduğunu ifade
etmektedir. Ve bu durum bir etkinlik sebebidir.
Eğer tüketiciler, son birime marjinal maliyetinden daha
fazla değer verirlerse üretim artırıldıkça refah da
artacaktır. Benzer şekilde eğer tüketiciler, son birime
marjinal maliyetinden daha az değer verirlerse daha düşük
üretim düzeylerinde yine refah artacaktır. Fiyatın marjinal
maliyetin üzerinde belirlenmesi durumunda tüketici refahı
olumsuz etkileneceğinden tüketiciler de satın almaya
niyetli oldukları mal ve hizmetler için marjinal maliyete
eşit bir fiyat ödemekten memnundurlar. Bu bağlamda
bakıldığında tam rekabet piyasaları, hem refah hem de
etkinlik açısından en ideal piyasadır. Tam rekabet
piyasalarında, tüketici ve üretici bakımından refahın
sağlandığı; böyle piyasaların da etkin olduğu söylenir.

Ünite 6: Eksik Rekabet Piyasaları-Monopol, Monopolcü Rekabet ve Oligopol Piyasaları

Monopol Piyasası

Monopol, tek bir firmanın yakın ikamesi olmayan bir malı
üretip sattığı piyasa türüdür. Monopol piyasasını
tanımlayan iki özellik vardır; yakın ikamesi olmayan bir
malın üretilmesi ve tek bir firmanın varlığıdır.
Monopolcünün arzını kontrol ettiği malın ikamesinin
olmaması halinde tam(saf) monopol söz konusudur. Tam
monopol piyasasının koşulu, monopolcü firmanın, üretim
miktarı ne olursa olsun, piyasadaki tüketicilerin tüm
gelirlerini alabilecek kadar güçlü olmasıdır.
Monopol piyasasının özellikleri:
• Tek satıcı
• Yakın ikamesi olmayan mal
• Giriş engellerinin olması
1. Monopol Gücün Kaynakları: Giriş Engelleri
Yeni firmaların piyasaya girişlerini engelleyerek
monopolün varlığına yol açan faktörler giriş engelleri
olarak adlandırılır.
• Ölçek Ekonomileri: Bir malın piyasa talebinin bir
büyük üretici tarafından çok sayıda küçük
üreticiye göre daha ucuza karşılanması ölçek
ekonomileri olarak adlandırılır.
• Ham Maddelerin Özel Mülkiyeti: Bazı ham
maddelerin mülkiyet hakkının sadece tek bir
firmada bulunmasıdır.
• Patentler: Yeni buluş hakkının belli bir süre için
sadece o buluşu gerçekleştiren firmaya verilmesi
yani patent hakkına sahip olunması sonucu. Bu
tür monopoller ilaç endüstrisinde yaygındır.
• Özel imtiyaz Hakları: Elektrik üretimi, doğal gaz
iletimi, demir yolu taşımacılığı vb. ilk yatırım
maliyeti yüksek olan üretim dallarında,
tüketicileri korumak için, devlet, tek bir firmaya
üretim imtiyazı vererek monopoller
yaratabilmektedir. Örneğin Türkiye’de elektrik
dağıtımı TEDAŞ tarafından yürütülmektedir.
2. Monopolde Talep, Toplam Hasılat ve Marjinal
Hasılat

Monopol piyasasında tek bir firma faaliyet gösterdiğinden,
firmanın talep eğrisi ile endüstrinin talep eğrisi aynıdır.
Tam rekabet piyasasında firmanın talep eğrisi yatay
eksene paraleldir. Monopol piyasasındaki firmanın talep
eğrisi ise piyasa talep eğrisi ile aynı olduğundan, aşağıya
doğru eğimlidir. Monopolcü fiyat kabullenen değil, fiyat
belirleyen konumundadır. Ancak fiyatı belirlerken satış
miktarını veya tersine, satış miktarını kararlaştırırken
bunun satılacağı fiyatı piyasa koşullarına bırakmak
zorundadır.
Tam rekabet piyasasında olduğu gibi monopol piyasasında
da firmanın talep eğrisi ile ortalama hasılat eğrisi aynıdır.
Her üretim düzeyindeki ortalama hasılat, söz konusu
üretim düzeyindeki fiyat olup toplam gelirin üretim
miktarına oranı ile bulunur.
AR = TR/Q = (P.Q) / Q = P
Marjinal hasılat, üretim miktarında meydana gelen 1
birimlik değişme karşısında toplam hasılattaki değişme
şeklinde tanımlandığından; satılan miktar ΔQ kadar
artırıldığında, toplam hasılatta ΔTR kadarlık bir artış
olduğuna göre, marjinal hasılat aşağıdaki gibi elde
edilmektedir.
MR = ΔTR/ΔQ
Monopolcü negatif eğimli bir piyasa talep eğrisi ile karşı
karşıya olduğundan, bir birim daha fazla üretip satabilmesi
için fiyatı düşürmek zorundadır. Dolayısıyla
monopolcünün marjinal hasılatı daima ortalama hasılattan
daha düşüktür. Monopolcünün toplam, ortalama ve
marjinal hasılatları yardımıyla,
monopolde toplam, ortalama ve marjinal hasılat ile talep
esneklikleri yardımıyla daha iyi bir
şekilde anlaşılabilir.
3. Toplam Hasılat, Marjinal Hasılat ve Talebin Fiyat
Esnekliği

Monopolcünün talep eğrisi ile piyasa talep eğrisi aynı
olduğundan, monopolcünün üreteceği maldan bir birim
daha fazla satabilmesi için fiyatı düşürmesi gerekmektedir.
Fiyattaki çok küçük değişmeler için, toplam hasılattaki
değişme aşağıdaki gibi yazılabilir.
ΔTR = P(ΔQ) + Q(ΔP) (1)
Bu denklemin her iki tarafı ΔQ ya bölünürse marjinal
hasılat fonksiyonu elde edilir.
ΔTR/ΔQ = MR = P + Q(ΔP/ΔQ) (2)
Marjinal hasılat ile talep eğrisinin eğimi arasındaki ilişki,
marjinal hasılat ile talebin fiyat esnekliği arasındaki
ilişkiye dönüştürülebilir. Bir talep eğrisi üzerindeki
herhangi bir noktadaki fiyat esnekliği
D e = (P/Q) (ΔQ /ΔP) (3)
olduğundan
(ΔP/ΔQ) = P/Q D e (4)
şeklinde de yazılabilir. (4) nolu denklem marjinal hasılat
fonksiyonuna yerleştirildiğinde,
MR = P + Q(P/Q D e ) = P + P (1/ D e ) (5)
elde edilir. Dolayısıyla marjinal hasılat fonksiyonu,
MR = P(1+ 1/ D e ) (6)
şeklinde de gösterilebilir.
4. Kısa Dönemde Monopolcü Firmanın Kar
Maksimizasyonu

Monopolcü, tam rekabette olduğu gibi, toplam hasılat ile
toplam maliyet arasındaki farkı maksimum yapan üretim
düzeyini seçerek kârını maksimum yapmaktadır. Bunun
için, firma optimizasyon koşulu olarak bilinen marjinal
hasılat-marjinal maliyet eşitliğini (MR=MC) sağlamalıdır.
5. Monopolde Uzun Dönem Dengesi
Tam rekabet piyasasında kısa dönemdeki aşırı kâr durumu
uzun dönemde piyasaya yeni firmaların girmesi ile ortadan
kalkmaktadır ve firma uzun dönemde normal kâr elde
etmektedir. Buna karşılık yüksek giriş engelleri
monopolcü firmayı korumaktadır ve böylece firma uzun
dönemde de ekonomik kâr sağlayabilmektedir.
6. Monopolde Fiyat Farklılaştırması
Fiyat farklılaştırması, aynı maliyet ve kaliteye sahip bir
mal veya hizmete farklı piyasalarda veya farklı miktarları
için farklı fiyat uygulanmasıdır.
Fiyat farklılaştırması, sadece monopolcü firma tarafından
değil, aynı zamanda negatif eğimli talep eğrisine sahip,
dolayısıyla az ya da çok monopolcü gücü olan monopolcü
rekabet ve oligopol piyasalarındaki firmalar da
uygulayabilir.
Fiyat farklılaştırmasının amacı, tek fiyat uygulamasında
ortaya çıkan tüketici rantını kısmen veya tamamen ele
geçirerek kârını artırmaktır.
Bir firmanın fiyat farklılaştırması yapabilmesi için
firmanın
• Monopol gücüne sahip olması,
• Piyasayı bölümlere ayırabilmesi ve
• Ayırdığı bu bölümler arasında geçiş olmayarak
yeniden satış olanağı bulunmaması
gerekmektedir.
Monopolcünün farklı piyasalarda farklı fiyat talep
etmesine üçüncü derece fiyat farklılaştırması
denilmektedir. Ancak, bu tür bir fiyat farklılaştırmasının
uygulanabilmesi için üç şartın sağlanması gerekmektedir.
• Farklı alıcılar için talebin fiyat esnekliği farklı
olmalıdır. Talep esnekliğindeki farklılık,
piyasalar arasındaki gelir farklılığından,
zevklerdeki farklılıklardan veya ikame
farklılıklarından kaynaklanabilir.
• Monopolcü piyasaları birbirinden ayrı tutmalıdır.
Aksi takdirde, tüketiciler malı, ucuz olan
piyasadan satın alarak daha pahalı olan piyasada
yeniden satmak suretiyle arbitraj geliri elde
edebilirler.
• Fiyat farklılaştırmasını sağlayabilmesi için
monopolcünün katlanması gereken maliyetin
önemsiz olması gerekmektedir.
Damping, bir malın üreticisi olan monopolcü firmanın
malını yabancı piyasalarda daha düşük fiyatlardan
satmasıdır.
7. Monopole Yöneltilen Eleştiriler
Monopollere yönelik eleştiriler yapılırken monopoller
genellikle iktisadi etkinliği sağlayan bir model olarak
kabul edilen tam rekabet piyasaları ile
karşılaştırılmaktadır. Bu bağlamda monopol tam rekabete
göre, kaynak dağılımını bozan, etkinsizliğe neden olan bir
piyasa türü olarak kabul edilmektedir. Çünkü monopolde
tam rekabet piyasasına göre üretim düzeyi daha düşük,
buna karşılık belirlenen fiyat düzeyi daha yüksektir.
Bunun sonucunda, tam rekabette fiyatın marjinal maliyete
ve aynı zamanda minimum ortalama toplam maliyete eşit
olduğu noktada üretim gerçekleşirken monopolde fiyat
marjinal maliyetin ve minimum ortalama toplam maliyetin
üzerinde belirlenmektedir.

Monopolcü Rekabet Piyasası

Monopolcü rekabet, endüstriye giriş ve çıkışların kolay
olduğu, benzer fakat farklılaştırılmış mallar üreten çok
sayıda firmanın faaliyet gösterdiği bir piyasa yapısıdır.
Monopolcü rekabet piyasasını tam rekabet piyasasından
ayıran koşulun farklılaştırılmış mallar olduğu söylenebilir
Mal farklılaştırması, monopolcü rekabet firması, başarılı
bir mal farklılaştırması yaparak hem talebi genişletmeye
hem de talep eğrisini daha az esnek duruma getirmeyi
amaçlar.
1. Monopolcü Rekabette Talep ve Hasılat
Monopolde olduğu gibi monopolcü rekabette de firmanın
karşı karşıya olduğu talep eğrisi, aynı zamanda firmanın
fiyat-ortalama hasılatını da temsil etmektedir. Ayrıca aynı
monopolde olduğu gibi marjinal hasılat, fiyattan-ortalama
hasılattan küçüktür ve marjinal hasılat eğrisi talep
eğrisinin altında kalmaktadır.
2. Monopolcü Rekabet Piyasasında Kısa Dönem
Dengesi

Monopolcü rekabet piyasasında yer alan bir firmanın
piyasaya giriş çıkışın olmadığı kısa dönemdeki dengesi,
monopolcünün kısa dönem dengesinden farklı değildir.
Diğer bütün piyasalarda da olduğu gibi, firma kısa
dönemde marjinal maliyetini marjinal hasılatına (MC =
MR) eşitlediği üretim düzeyinde dengeye gelmektedir.
3. Monopolcü Rekabet Piyasasında Uzun Dönem
Dengesi

Tam rekabet piyasasında olduğu gibi, monopolcü rekabet
piyasasında da piyasaya girişlerin maliyetsiz, dolayısıyla
giriş-çıkışların kolay olması nedeniyle kısa dönemde aşırı
kârın varlığı, yeni firmaların uzun dönemde piyasaya
girmesini teşvik etmektedir. Bunun sonucunda firmanın
piyasa payı azalacağından, talep eğrisi uzun dönem
ortalama maliyet eğrisine teğet oluncaya kadar (yani aşırı
kâr ortadan kalkıncaya kadar) aşağıya doğru (sola)
kayacaktır.
4. Monopolcü Rekabette Kullanılmayan Kapasite
Monopolcü rekabette, uzun dönem dengesi
gerçekleştiğinde malın fiyatı ortalama maliyete eşit
olmakta ve ekonomik kâr ortadan kalkmaktadır.
Reklam, firmanın piyasa payını artırmak ve özel nitelikteki
(ya da öyle sanılan) malına olan tüketici bağlılığını
artırmak için monopolcü rekabette yaygın olarak
kullanılan etkin bir araçtır.

Oligopol Piyasası

Oligopol birbirlerine etki edebilecek kadar az sayıda
satıcının çok sayıda alıcı ile karşı karşıya geldiği ve
firmaların yüksek giriş engelleri ile korunduğu bir piyasa
türüdür. Bu piyasa gerçek hayatta en fazla görülen piyasa
türüdür. Firmaların alüminyum, bakır ve demir çelik gibi
standartlaştırılmış bir mal üretip sattıkları piyasaya saf
(tam) oligopol; otomobil, bilgisayar, deterjan gibi
farklılaştırılmış bir mal üretip sattıkları piyasaya da
farklılaştırılmış oligopol denilmektedir.
Oligopolistik Bağımlılık, endüstrideki firmalardan bir
tanesinin fiyat, reklam, üretim miktarı veya ürün
geliştirme gibi konularda aldığı bir kararın, diğer
firmaların satışlarını ve dolayısıyla davranışlarını
etkileyerek tepki vermeleridir.
Oligopol Teorileri;
Oligopol piyasasında firmaların farklı davranışlarına göre
geliştirilen teoriler geleneksel oligopol teorileri ile modern
oligopol teorileri olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır:

1. Geleneksel (Klasik) Oligopol Teorileri

Klasik modeller olarak da adlandırılan bu
teoriler, piyasada az sayıda firmanın fiyat ve
miktar konusunda birbirleriyle anlaşmadan nasıl
davranacaklarını açıklamalarıdır.
Geleneksel oligopol teorileri arasında Cournot
Modeli, Bertrand Modeli, Stackelberg Modeli ve
Edgeworth Modeli yer almaktadır.
Cournot Modeli: Augustin Cournot tarafından 1838
yılında geliştirilen bu model, oligopol piyasasının nasıl
çalıştığını basit bir şekilde irdeleyebilmek için bazı
varsayımlara dayanmaktadır.
1. Piyasada sadece iki firma vardır (düopol
piyasası);
2. Firmalar homojen bir mal üretmekte ve piyasa
talep eğrisinin ne olduğunu bilmektedirler;
3. Her iki firma da birbirinin üreteceği mal
miktarını veri (sabit) kabul edip kârını
maksimum yapacak şekilde ne kadar mal
üreteceğine eş anlı karar verirler (stratejik
değişken üretim düzeyidir);
4. Firmaların maliyet yapıları aynıdır ve
5. Üretim maliyetleri sıfırdır.
Cournot modelinde stratejik değişken üretim düzeyidir.
Bertrand Modeli: Joseph Bertrand tarafından 1883 yılında
geliştirilen Bertrand modeli, Cournot modeli gibi düopol
piyasasında dengeyi incelemektedir.
Ancak homojen mal üreten firmalar Cournot modelinden
farklı olarak üretim düzeyi üzerinden değil, fiyat düzeyi
üzerinden rekabet etmektedir.
Bertrand modelinde stratejik değişken fiyat düzeyidir.
Bertrand Paradoksu, Bertrand modelinde tek bir denge
noktası oluşmaktadır ve bu noktada iki firma da tam
rekabet modelindeki fiyat ve üretim düzeyi ile karşı
karşıya kalarak sıfır ekonomik kâr elde etmektedir.
Edgeworth Modeli: Francis Y. Edgeworth tarafından 1897
yılında geliştirilen model, aynı Cournot ve Bertrand
modelleri gibi piyasada iki firmanın olduğu, firmaların
aynı maliyetle homojen mal ürettikleri, her düopolcünün
kendi malına yönelik talep eğrisini tam olarak bildiği ve
her iki firmanın da kâr maksimizasyonu amaçladıkları
varsayımları üzerine kurulmuştur. Bu modelde farklı
olarak hem üretim düzeyi hem fiyat düzeyi stratejik
değişken olarak kabul edilmektedir.
Stackelberg Modeli: Heinrich Stackelberg tarafından
geliştirilen bu oligopol modelinde diğer modellerdeki
varsayımların geçerli olmasının yanı sıra, Cournot
modelindeki gibi üretim düzeyi stratejik değişkendir.
Ancak zamanlama yönünden Cournot modelinden
ayrılmaktadır. Buna göre, önce firmalardan biri (lider
firma) piyasaya girmekte, diğer firma (takipçi firma) onun
davranışını izlemekte ve kendi kararını vermektedir.
Takipçi firma Cournot modelindeki gibi, kendi üretim
düzeyinin rakibinin üretim düzeyini etkilemediğini
varsayarken (Cournot modelindeki firma davranışının
aynısını göstermektedir), lider firma ise Cournot
modelinin tersine karşılıklı bağımlılığın olduğunu, yani
firmanın kendi üretim düzeyinin rakibinin üretim düzeyini
etkileyeceğini varsaymaktadır.
Stackelberg modelinde stratejik değişken, üretim
düzeyidir.

2. Modern Oligopol Teorileri

Modern oligopol modellerinde firmaların
birbirlerinden bağımsız hareket etmedikleri kabul
edilmektedir. Bu modellerde fiyat anlaşmaları, iş
birliği formları, fiyat liderliği ve fiyat takipçiliği
gibi, yeni yöntemlerle, günümüz sorunlarına daha
çok yaklaşmaktadırlar. Modern oligopol
teorilerini geleneksel oligopol teorilerinden
ayıran en önemli özellik, oligopolistik bağımlılığı
dikkate almalarıdır. Bu teoriler arasında
Chamberlin ve Fellner tarafından geliştirilen
teoriler özellikle oligopoller arası bağımlılığa yer
vermeleri açısından önemlidir.
Chamberlin Modeli: Edward H. Chamberlin, Cournot
modelini geliştirerek daha gerçekçi bir düopol modeli
ortaya koymuştur. Bu modelde de Cournot modelinde
olduğu gibi, aynı varsayımlardan hareket edilmektedir.
Ancak Chamberlin modelinde firmaların aralarındaki
karşılıklı bağımlılığın farkında oldukları varsayılmaktadır.
Fellner Modeli: Fellner modelinde de Chamberlin
modelindeki firmalar arası bağımlılık görüşü esas alınarak
bu görüş geliştirilmeye çalışılmıştır ve özellikle aralarında
bir anlaşmanın olmadığı oligopollerde birlikte kâr
maksimizasyonu üzerinde durulmuştur. Fellner’e göre
temelde endüstri için kâr maksimizasyonunun
gerçekleşmesi firmalar açısından daha yararlı sonuçlar
doğurabilmektedir.
Dirsekli Talep Eğrisi Modeli; 1939 yılında Paul Sweezy
tarafından geliştirilmiş olması nedeniyle Sweezy Modeli
de denilen bu model, oligopolde var olan fiyat katılığını
açıklamaktadır. Firmalar örneğin piyasa talebi azaldığında
veya maliyetleri azaldığında, fiyatı düşürmek
istememektedir.
Dirsekli Talep Eğrisi Modelinde, oligopolcü firmanın
fiyatını yükselttiğinde rakiplerin fiyatlarını
değiştirmeyeceklerini, buna karşılık fiyatını düşürdüğünde
rakiplerin de fiyatlarını düşüreceklerini varsaymaktadır.
Anlaşmalı Oligopol Teorileri; Geleneksel ve modern
oligopol modelleri firmalar arasında herhangi bir anlaşma
olmadığı varsayımına dayanmaktadır. Firmalar,
aralarındaki fiyat-üretim rekabetini önlemek için açık veya
gizli (örtük) anlaşmalar yapabilmektedirler.
Açık Anlaşmalı Oligopol Teorileri; Karteller: Aynı üretim
dalında, iki veya daha fazla firmanın aralarındaki rekabeti
önleyerek, fiyatları düzenlemek ve piyasada monopol
oluşturabilmek amacıyla, hukuki ve ekonomik
bağımsızlıklarını koruyarak meydana getirdikleri birliğe
kartel denir. Bir kartelin başarılı olabilmesi için aşağıdaki
özelliklere sahip olması gerekmektedir:
1. Kartel piyasanın çoğunluğuna hâkim olmalıdır.
2. Karteli oluşturan firmalar alınan ortak karara
uymalıdır.
3. Söz konusu mala ilişkin talep, fiyata göre esnek
olmamalıdır.
4. Mala olan talep tüketici gelirine göre de esnek
olmamalıdır.
Tröst, aynı veya farklı üretim dalında faaliyet gösteren
firmaların hukuki ve ekonomik bağımsızlıklarını yitirerek
birleşmeleridir.
Gizli Anlaşmalı Oligopol Teorileri; Hâkim Firma Modeli:
Hâkim firma modeli, tek bir büyük firma (hâkim firma) ile
küçük firmalardan oluşan endüstrilerde uygulanan bir
modeldir. Hâkim firma, toplam endüstri üretim miktarının
önemli bir kısmını kontrol etmektedir. Küçük firmalardan
oluşan grup ise piyasanın geri kalanı için malını arz
etmektedir.
Oligopol Piyasasında Fiyat Dışı Rekabet; Oligopolde,
firmalar fiyat rekabeti yerine fiyat dışı rekabeti tercih
etmektedir. Oligopolcü firmalar; mal farklılaştırması,
üretim tekniklerinde yenilikler, reklamlar, yeni ürün
geliştirme, promosyon ve kampanyalar gibi konularda
fiyat dışı rekabet etmektedir.
Oligopol Piyasasında Etkinlik; Bazı iktisatçılara göre,
oligopolcü firmalar negatif eğimli talep eğrisine sahip
olduklarından P=MC etkinlik şartı sağlanamamaktadır.
Ancak bazı iktisatçılar ise oligopol piyasasında araştırmageliştirme
faaliyetlerine önem verilerek, teknolojik
gelişmelere olanak sağlanmasını olumlu
değerlendirmektedirler. Dolayısıyla oligopol piyasası
aslında iktisadi büyüme üzerinden toplumun refahını
olumlu etkilemektedir.

Ünite 7: Faktör Piyasaları

Kısa Dönem Üretim Faktörü (Girdi) Talebi

Faktör talebi incelenirken üretim ve maliyetlerle ilişkin
ünitelerden yararlanılarak, firmanın üretimde kullandığı
girdileri nasıl seçtiğine dikkat edilmelidir. Firmanın belli
bir çıktı düzeyini en düşük maliyet ile gerçekleştirmek ya
da maliyet minimizasyonu problemini çözmek, bir
anlamda optimal girdi düzeyini belirlemektir.
Optimal çıktı düzeyi için kullanılan marjinalist mantık,
kârı maksimize eden girdi düzeyinin belirlenmesi için de
kullanılır. Bunun için ilave işçinin alınmasının kârlı olup
olmadığına bakılarak emek girdi istihdamı yapılır.
Hatırlanacağı üzere firma diğer girdileri sabit tutarken
ilave birim emek kullanıldığında üretimde ortaya çıkan
artış bu ürünün marjinal fiziki ürünü olarak tanımlanır ve
fiziki değerle ölçülür. Bu fiziki değer için, emeğin
marjinal fiziki ürünü (MPPL), kısaca emeğin marjinal
ürünü (MPL) yada emeğin marjinal verimliliği kavramları
kullanılır. Firma emek talebine ilişkin kararlarda ise
emeğin marjinal ürün hasılatı (MRPL) kullanılır. Bu
kavramlar arasında aşağıdaki verilen şekilde bir ilişki
vardır.
MRPL=(MR).(MPL)
Emek girdisi için hesaplanan marjinal ürün hasılatı, en son
emek biriminin maliyetini (buna marjinal faktör maliyeti
(MFC) diyeceğiz) aşıyorsa firma için ilave işçi almak
kârlıdır. Emek girdisi için (MFC) ilave emek
kullanıldığında firmanın toplam maliyetinde ortaya çıkan
artıştır. Üretim faktörler için (MFC) bu faktöre ödenen
maliyettir. Dolayısıyla emek girdisi için (MFC), emeğe
ödenen ücrete eşittir. (MRCL)=W
Rekabetçi piyasada marjinal hasılatı (MR), ürünün piyasa
fiyatına eşittir. Rekabetçi piyasada marjinal ürün hasılatı
(MRPL) bazen marjinal ürün değeri olarak da adlandırılır
ve Px ürünün piyasa fiyatı olmak üzere ;
VMPL yada MRPL=Px . MPL=W
eşitliği vardır. (MRPL) eğrisi firma için emek talep
eğrisidir.(MRPL) eğrisi belli bir düzeydeki emek için
firmanın ödemek istediği en yüksek ücret düzeyini
gösterir. Ya da (MRPL) eğrisi belli bir ücret düzeyinde
firmanın istihdam edeceği emek miktarını gösterir.
Emek girdisi için talep eğrisi genellikle sol yukarıdan sağ
aşağı doğru eğimlidir. Bu negatif eğrinin nedeni azalan
marjinal verimler prensibidir. Sermaye girdisini sabit tutan
bir firma kullandığı emek girdisini arttırdığında emek
girdisinin marjinal verimliliği (MPL) eninde sonunda
azalandır. İstihdam edilen emek sayısı arttığında emeğin
marjinal verimliliği azaldığı için (MRPL) de azalan
olacaktır.
Rekabetçi piyasada firmanın kısa dönem kapanma
noktasında ürün fiyatı ortalama değişken maliyetlidir.
Semboller ile ifade edilirse;

şeklinde eşitliği düzenleyerek emek girdisi için talep
kuralına ulaşılmış olur. Dolayısıyla kâr maksimizasyonu
amaçlayan firmanın emek talebine ilişkin kuralı; emeğin
marjinal ürün hasılatını, marjinal faktör maliyetine yani
ücrete eşit olduğu düzeye kadar bu girdiyi kullanmasıdır.
MRPL ücret düzeyinden daha yüksek ise firma ilave emek
kiralamakla kârı artırmaktadır. Eğer MRPL ücretten daha
düşük ise firma istihdam emeğini azaltmalıdır.
Benzer yöntem sermaye girdisi içinde uygulanabilir.
sermayenin marjinal ürün hasılatı, sermayenin fiyatına ya
da kira bedeline eşit olduğu noktaya kadar, girdi alınmaya
devam edileceğine dair yaklaşım geçerliliğini
korumaktadır. Firmanın maliyetleri ve hasılatları birkaç
zaman dilimini kapsıyorsa bu durumda girdi talebi için
kullanılan yöntem: marjinal ürün hasılatlarının bu günkü
değerini, marjinal maliyetlerin bugünkü değerlerine
eşitlemektedir. Bundan sonraki işleyiş emek piyasası ile
aynıdır.
Faktör piyasasında kârı maksimize eden emek miktarının
belirlenmesine ilişkin eşitliği yeniden yazalım:

Bu da bizi aynı matematiksel sonuca götürmektedir.
Burada girdi talep
eğrisinin negatif eğimli oluşunu açıklamak için çıktı etkisi
ya da bir başka deyişle ürün etkisi kullanılmıştır. Çıktı
etkisi, emek fiyatı azaltıldığında firmanın kısa dönem MC
eğrisi sağa kayar. MC eğrisindeki bu kayma rekabetçi
piyasada firmanın gerçekleştireceği çıktı miktarını arttırır.
Çıktı miktarındaki artış ise talep edilecek emek miktarını
arttırır. Dolayısıyla ücretlerdeki azalış talep edilen emek
miktarını arttırır ve negatif eğimli faktör talep eğrisi
çizilir.

Rekabetçi Piyasada Uzun Dönem Üretim Faktörü

Talebi

Uzun dönemde firmanın kullandığı tüm girdiler
değişkendir. Firma iki ya da daha fazla değişken girdiyi
aynı zaman diliminde talep ettiği için, girdi talebine
yönelik analiz biraz zorlaşacaktır. Firma uzun dönemde
hem emek hem de sermaye girdisinin fiyatını
ayarlayabilir. Böyle bir durumda emek girdisi fiyatı (ücret
düzeyi) azaldığında talep edilen emek miktarı üzerinde iki
tür etki oluşur. İlki kısa dönemde de gözlenen çıktı
etkisidir. Çünkü emek girdisi ucuzladığında üretime ilişkin
marjinal maliyet düşecektir (MC sağa kayacaktır).
Rekabetçi piyasa da ürün fiyatı sabit olduğu için MC’nin
sağa kayması firma için üretimi artırma anlamına gelir. Bu
durumda emeğin marjinal ürün hasılatı eğrisi (MRPL)
sağa kayacak ve talep edilen emek miktarını artıracaktır.
Firmanın belli bir çıktı düzeyini, mümkün olan en düşük
maliyet ile gerçekleştirmek ekonomik etkinlik olarak
adlandırılmakta ve maliyet minimizasyonu koşulu olarak
bilinmektedir. Bu koşul, girdilerin marjinal verimlilikleri
oranının girdi fiyatları oranına eşit olmasını gerektirir.
Ücret artışı hem çıktı etkisi hem de faktör ikame etkisi
yoluyla talep edilen emek miktarını ve emek talebinin
konumunu belirler.
Üretici dengesi analizinde her bir üretim düzeyi için veri
alınan faktör fiyatları altında optimal girdi bileşimleri
belirlenebiliyordur. Kısacası
bir girdinin fiyatı diğerlerine kıyasla arttığı zaman,
ikamenin elverdiği ölçüde diğer girdiler fiyatı, artan
girdinin yerine ikame edilecektir. Faktör ikame etkisi
negatif yönlü işler, bu ise emek girdisi talep eğrisinin uzun
dönemde negatif eğimli oluşunu açıklar.
Kısa dönemde olduğu gibi uzun dönemde de firma girdi
fiyatındaki değişme karşısında çıktı miktarında ayarlama
yapabilir, bu, çıktı ya da ürün etkisi olarak isimlendirilir.
Ücret düzeyindeki artışa bağlı olarak ortaya çıkan çıktı
etkisi aşağıdaki adımlardan oluşur:
• Artan ücretler firmanın ortalama ve marjinal
maliyetinde artışa neden olur.
• Artan ortalama ve marjinal maliyetler ürün
fiyatlarında artışa neden olur.
• Fiyatlardaki artış sonucu tüketiciler bu ürünlerin
tüketimini azaltırlar.
• Firma buna bağlı olarak üretimini azaltacağından,
üretimde kullandığı girdilerin miktarını azaltır.
Sonuç olarak bir girdinin fiyatı arttığında faktör ikame
etkisinin negatif olduğu fakat çıktı etkisinin de negatif ya
da pozitif olabileceğini şimdiye kadarki açıklamalar ile
ortaya koyulmuştur.

Endüstri ve Piyasa İçin Faktör Talep Eğrileri

Bir ürün için piyasa talep eğrisini elde ederken bireysel
tüketicilerin talepleri her bir fiyat düzeyinde yatay olarak
toplanıyordu. Ancak faktör piyasasında durum biraz daha
farklıdır. Bu nedenle emek girdisi için piyasa talep eğrisini
elde ederken, önce her bir endüstri için emek talep eğrisini
elde edip, daha sonra endüstrilerin emek talep eğrilerini
yatay olarak toplayarak emek piyasası talep eğrisine
ulaşırız.
Bir endüstri için girdi talep eğrisinin belirlenmesinde ilk
adım, girdi fiyatları değiştiğinde hem firma tarafından
üretilen çıktının düzeyinde hem de firmanın çıktı fiyatında
değişikliklerin olabileceğini dikkate almaktır. Şayet tek bir
üretici olsaydı, piyasa talep eğrisi kolaylıkla
belirlenebilirdi. Çünkü marjinal ürün hasılatı eğrisi bu
girdi için endüstri talep eğrisini oluşturacaktı. Ancak
endüstride firma sayısı birden fazla olduğundan, firmalar
arasındaki etkileşim nedeniyle analiz karmaşık hâle gelir.
Bu grafikten de görüleceği üzere ücret düşüklüğünden tek
bir firma yararlanıyorsa ve ürünün fiyatı değişmiyorsa
endüstri talep eğrisi daha yatık olacaktır. Ancak ücret
düşüşünden tüm firmalar yararlanıyorsa firmalar
üretimlerini artıracak, üretim artışı ürünün fiyatında
düşüşe neden olacak, tek tek firmaların emek talep eğrileri
sola kayarken endüstri talep eğrisi ise daha dik bir konuma
gelecektir.
Endüstri emek talep eğrisini elde ettikten sonra son adım
olarak piyasa emek talep eğrisini oluşturabiliriz. Burada
oldukça basit bir yöntem izlenir. Tüm endüstrideki emek
talep eğrileri, her bir ücret düzeyinde yatay olarak
toplanır. Yalnız emek girdisi için değil, tüm girdiler için
benzer yöntem uygulanır. Ürün piyasası rekabetçi özellik
taşımasa bile benzer yöntemler uygulanır.

Çıktı Piyasasında Monopolcü Gücü Bulunan

Faktör Talebi

Bir üretim faktörü için talep, firmanın sahip olduğu piyasa
gücüne bağlı olarak değişiklik gösterir. Şayet firma ürün
piyasasında ya da faktör piyasasında monopolcü güce
sahipse fiyatı marjinal maliyetin üzerinde belirleyecek,
rekabetçi piyasaya kıyasla daha az üretim yapacak ve daha
az girdi kullanacaktır.
Rekabetçi firma gibi monopolcü firma da üretim faktörü
kiralanmasına ilişkin kararını kâr maksimizasyonu
temelinde değerlendirir. Monopolcü firmanın marjinal
hasılatını esneklik biçiminde yazarsak matematiksel olarak
fiyatın MR’nin üzerinde değer alacağını gösterebiliriz:

Talep esnekliği sıfır ile eksi sonsuz arasında değer aldığı
için, talep esnekliği eksi sonsuz olduğunda MR=PL olur
ve rekabetçi sonuç ortaya çıkar. Bunun dışında talep
esnekliğinin tüm negatif değerleri için MR daima fiyattan
daha düşük değer alır. Geometrik olarak yorumlanırsa
monopolcü firma negatif eğimli talep eğrisi ile karşı
karşıyadır. Monopolcü daha fazla mal satmak istediğinde
fiyatı düşürmek zorundadır dolayısıyla son birimden elde
edilen marjinal hasılat fiyatın altında yer alır. İşte bu
nedenle ilave girdinin marjinal ürün hasılatı
hesaplanırken; o girdinin marjinal ürünü, ürünün piyasa
fiyatından daha düşük olan marjinal hasılat ile çarpıldığı
için, monopolcü güce sahip firmanın girdi talebinde
rekabetçi piyasadaki firmaya kıyasla solda yer alır. Bu
farklılık dışında tüm açıklamalar rekabetçi piyasadaki
firmanın faktör talebi ile örtüşmektedir.
Dikkat edilirse rekabetçi piyasada kısa
dönemdeki emek talebi daha sağda yer almakta ve emeğin
marjinal ürünü sabit olan ürün fiyatı ile çarpılmaktadır.
Rekabetçi piyasada firmanın emek talebine ilişkin
yaptığımız tüm açıklamalar mal piyasasında monopol,
monopolcü rekabet ve oligopol gibi piyasa yapıları için de
aynen geçerlidir. Tek fark emeğin marjinal ürün
hasılatında ürün fiyatı yerine marjinal hasılatın
kullanılmasıdır. Monopolcünün kısa dönem emek girdisi
talep eğrisi iki nedenle negatif eğimlidir. İlk neden emeğin
marjinal ürününün azalan olması, ikinci ise firmanın
marjinal hasılatının azalan olmasıdır.

Emek Fiyatındaki Değişikliklere Karşı Emek

Talebinin Duyarlılığı

İkame ve çıktı etkileri, girdi talebinin faktör fiyatlarına
duyarlılığını ölçmede bize yardımcı olabilecektir. Örneğin
ücret arttığında üretimi sabit tutmak koşuluyla, emek
girdisi kullanımında azalma, diğer girdilerin kullanımında
ise artış ortaya çıkar ki bu, ikame etkisi nedeniyledir.
Ücret artışından kaynaklanan çıktı etkisi, satışlarda ve
üretimdeki azalmanın bir sonucudur. İşte bu iki etki
sonucu, emek miktarında azalma olur. Şimdi bu azalmanın
derecesini araştıralım. Bunun için de emek talebinin ücret
esnekliğine bakmamız lazım. Emek talebinin ücret
esnekliği, belli bir kategorideki emek piyasasında
ücretlerde meydana gelen yüzdesel değişmenin bu spesifik
emek piyasasındaki istihdamı (çalışan sayısını) nasıl
etkilediğini ölçer ve şu şekilde formüle edilir:

Hicks-Marshall kuralları olarak adlandırılan ve belli bir
endüstride emek talebinin esnekliğini artıran faktörleri
kısaca açıklarsak:
1. Nihai ürün için talep esnekliği yüksek ise çıktı
etkisi ve dolayısıyla emek talebi ücret esnekliği
yüksek olur.
2. Girdiler arasında ikame kolay olduğunda emek
talebi daha esnek olacaktır. Emek girdisi için
söylersek emek talebinin ücret esnekliği, emeği
diğer faktörlerle ikame etmenin göreceli olarak
daha kolay olduğu durumlarda daha yükse olur.
3. Emek dışındaki diğer üretim faktörlerinin arz
esnekliği yüksek ise emek talebinin ücret
esnekliği de yüksek olur.
4. Toplam maliyet içerisinde emek girdisinin payı
yüksek olduğunda emek talebinin ücret esnekliği
de büyük olacaktır. Ücret düzeyi yükseldiğinde
firmanın maliyetleri de artar.

Girdi Arz Eğrisi

Firmalar üretimleri için gerekli olan girdileri üç ana
kaynaktan sağlar. Emek girdisi bireyler tarafından
sağlanır, sermaye girdisi başka firmalardan ya satın alınır
ya da kiralanır, son olarak doğal kaynaklar yerden
çıkartılıp ya doğrudan kullanılır ya da başka firmalara
satılır.
Birey fayda maksimizasyonu aracılığı ile zaman
kullanımına ilişkin karar verecektir. Basit neoklasik
modelde bireysel fayda fonksiyonu iki malı içermektedir.
Burada ise fayda fonksiyonunu gelirin (Y) ve boş zamanın
(H) bir fonksiyonu olarak alacağız. Matematiksel ifadeyle;
         U=U(Y,H)
Burada fayda (U), gelir (Y) ve boş zamanın (H) alternatif
kombinasyonlarına bağlı fayda düzeyini temsil etmekte ve
her bir fayda düzeyi için orijine göre dış bükey bir
farksızlık eğrisi çizilmektedir.
Bütçe kısıtının yatay ekseni (Boş zaman eksenini – H)
kestiği nokta 24 ile sınırlandırılmıştır. Çünkü bu, bireyin
bir günde kullanabileceği maksimum boş zamandır. Bütçe
kısıtının düşey ekseni kestiği nokta ise bireyin hiç boş
zaman kullanmadığında, 24 saat çalıştığında elde edeceği
maksimum gelir olup ücret düzeyi ile 24 saatlik sürenin
çarpımına eşittir. Şayet bireyin emek dışı geliri (kira, faiz
vb.) var ise buna ilave edilir. Bu açıklamalar çerçevesinde
bireyin bütçe kısıtını yazarsak:

Emek Piyasasında Denge

Bir piyasada faktör arzının faktör talebine eşit olduğu
düzeyde bu girdinin denge fiyatı ve denge istihdam düzeyi
belirlenir.

Monopsoncu Faktör Piyasaları

Bazı girdi piyasalarında üretim faktörü kiralayanlar ya da
satın alanlar monopsoncu güce sahip olabilir. Örneğin
küçük bir kasabadaki tek maden ocağı firması iş gücü
piyasasında monopson olabilir. Monopsoncu gücün varlığı
üretim faktörü kiralayanların ya da satın alanların girdi
fiyatlarını etkilemesi durumunda gözlemlenir.
Monopsoncu firmanın gerçek girdi talep eğrisi tek bir
notadan oluşmaktadır. Bu neden monopsoncu firma için
faktör talep eğrisi çizilememektedir.
İki taraşı monopol faktör piyasasında monopol ve
monopson özelliklerinin tek bir modelde gösterilmesi ile
ortaya çıkar. Yani girdi piyasasında her iki tarafın da
monopolcü güce sahip olması durumunda gözlenir.

Ekonomik Rant

Ekonomik rant kavramı faktör piyasasının nasıl işlediğini
anlamamıza olanak sağlar. Uzun dönemde çıktı
piyasasının işleyişini açıklarken firmanın çıktısını elde
ederken katlandığı üretim maliyeti üzerindeki talep
edenlerin ödemelerini ekonomik rant olarak tanımlamıştık.

Ünite 8: Genel Denge ve Refah Ekonomisi

Ekonomide girdi ve çıktılar için fiyatlar seti, girdilerin
firmalara tahsisi ve çıktıların tüketicilere tahsisi
ekonomideki denge unsurlarıdır. Firmalar veri denge girdi
fiyatları altında kârlarını maksimize ederler. Bu durumda
elde edilen dengeye rekabetçi genel denge denir. Tek bir
piyasadaki denge üzerinde duruluyor ve diğer piyasalarda
bir değişiklik olmadığı varsayılıyorsa incelenen denge
rekabetçi kısmi dengedir. Kısmi denge analizi ile tek bir
piyasada çıktı ve fiyat düzeyi belirlenirken diğer
piyasalardaki fiyat verileri alınır. Oysa genel denge
analizinde birden fazla piyasadaki çıktı ve fiyat
düzeylerinin nasıl belirlendiği araştırılır. Kısmi denge
kavramı, Alfred Marshall genel denge kavramı ise Leon
Walras adı ile anılmaktadır.
Genel denge analizi ile bütünleşen konulardan birisi de
refah ekonomisidir. En çok kullanılan refah kriterlerinden
birisi Pareto Optimalite kriteridir. Bu kritere göre hiç
kimsenin refahını azaltmaksızın bazı bireylerin refahını
artıran her türlü değişiklik toplumun refahını artırır.

Tüketiciler Arası Değişimde Etkinlik ve Genel

Denge

Edgeworth kutu diyagramında sadece iki tüketicinin ve iki
malın bulunduğu basit bir modelden hareket edilmektedir.
Her tüketici başlangıçta belirli birer mal demetine sahiptir.
Bu malların belirli miktarları rekabetçi bir piyasada
tüketiciler arasında değiştirilmektedir. Kuramı geliştirmek
için basitleştirilen bu model daha sonra n sayıda tüketici
ve m sayıda mal için genelleştirilir. Basit modelimizin
varsayılmaları;

A ve B tüketicilerinin başlangıç dağılımında değişime
neden ihtiyaç duydukları ve nasıl dengeye ulaştıkları
Edgeworth diyagramı çerçevesine açıklanabilir.
Rekabetçi işleyiş, ekonomiyi Pareto optimumuna
ulaştırmaktadır. Burada tüketici tercihleri ile ilgili
aksiyomların geçerli olduğu (farksızlık eğrileri orijine
dışbükeydir, süreklilik vardır) ve tüketimde dışsallığın
bulunmadığı varsayımı altında transfer ve değişim sonucu
yeni bir dengeye ulaşılmaktadır ki bu refah ekonomisinde
ikinci teorem olarak adlandırılır.

Üretimde Etkinlik ve Genel Denge

Üretim sürecinde elde edilen ürünlerden (çıktılardan)
birinin üretim miktarını azaltmadan, diğerinin miktarının
artırılmasının olanaksız olduğu durumda, girdilerin etkin
dağılımının gerçekleştiği, dolayısıyla üretimde etkinliğin
sağlandığı kabul edilir.İki mal için üretim fonksiyonları
aşağıdaki gibidir:

Burada X ve Y üretilen iki mal, K ve L ise üretimde
sermaye ve emeği göstermektedir. Edgeworth kutu
diyagramında eş ürün eğrilerinin birbirlerine teğet
oldukları noktaların geometrik yeri, etkin üretim setini ya
da üretimin anlaşma eğrisini gösterir.
Etkin üretim seti üzerinde her noktada üretimde etkinlik
sağlanmış olup bu etkin üretim seti, üretim imkânları sınırı
eğrisini elde etmek için kullanılır. Üretimde etkinlik:

eşitliğini gerektirir.

Dağılımda ve Üretimde Genel Denge (Üretim

İmkânları Sınırı Üzerinde Fayda

Maksimizasyonu)

Burada amaç hem dağılımda hem de üretimde genel
dengeye ulaşmaktır. Yani her mal için üretimde etkinliğin
ve her tüketici için Pareto optimalitesinin sağlanması,
amaçlanan genel denge için gereklidir.
Tek bir tüketicinin üretim imkânları sınırı üzerinde fayda
maksimizasyonuna ulaşması için; tüketicinin marjinal
ikame oranını, üretim imkânları sınırı üzerindeki marjinal
dönüşüm oranına eşitlemesi gerekiyordu. Yine iki veya
daha fazla tüketici olması durumunda, Pareto optimalite,
tüketiciler için marjinal ikame oranlarının birbirine eşit
olmasını gerektiriyordu. Bu nedenle iki tüketici olması
durumunda (daha fazla sayıda tüketici için
genelleştirilebilir) hem üretimde etkinliğin sağlanması
hem de tüketiciler arasında Pareto optimalitenin
sağlanması için genel dengede bu iki koşulun birlikte
sağlanması gerekir. Böylece genel denge koşulumuz iki
tüketici için aşağıdaki şekilde olur:

İkinci En İyi Teorem

Bu teoremde Pareto koşullarına ulaşmak üzere geliştirilen
kısmi politikaların gerekli olup olmadığı
sorgulanmaktadır. Burada en iyi politika, mümkün
olduğunca çok sayıda Pareto koşulları gerçekleştirerek
optimuma yaklaşmak mıdır, yoksa Pareto koşullarından
bir kısmının sağlanması gereksiz ve istenilmeyen bir
durum mudur? İkinci en iyi teorem bu soruyu yanıtlamaya
çalışmaktadır. Eğer Pareto optimal koşulların tümü
sağlanamıyorsa bu koşullardan mümkün olduğunca
çoğunun sağlanmasına yönelik istekler gereksizdir. İkinci
en iyi teoremin genel ifadesi bu şekildedir.

Sosyal Refah Kriterleri

Bir kişinin durumu iyileşirken diğer kişilerin durumlarının
kötüleşmediği Pareto kriterinde veri olarak gelir dağılımı
alınarak optimal bölüşüm araştırılmaktadır. Tüketiciler
arasında yeni bir gelir dağılımı yapıldığında sosyal refahın
yükseltilebileceği tartışmaya açık bir konudur. İktisatçılar
bazılarının durumunu iyileştirirken bazılarının durumunu
kötüleştiren bir politika uygulamasının sosyal iyileşme
olup olmadığını değerlendirmek için bazı kriterler
geliştirmişlerdir. Bu kriterlerden bazıları şunlardır:
Kaldor ve Hicks Kriterleri; Kaldor kriterine göre bir
politikanın uygulanması sonucunda ortaya çıkan yeni
durumdan kazançlı çıkacak olanlar, zarar görenlerin
kayıplarını tam olarak telafi etseler bile, hala kazançlı
iseler yeni durum bir sosyal iyileşme olarak
algılanmalıdır. Hicks kriterine göre, bir politika
uygulamasından zarar görenler, bu politikanın
uygulanmaması için, önerdikleri parasal ödemelerle
kazançlı çıkanları ikna edemiyorlarsa bu durum bir sosyal
iyileşmedir.
Scitovsky Kriteri; Scitovsky’e göre bir politika
değişikliğinin bir sosyal iyileşme olarak
değerlendirilebilmesi için hem Kaldor hem de Hicks
kriterlerine uygun olması gerekir. Yani politika
değişikliğinin yol açtığı refah artışından söz edilebilmesi
için, avantajlı duruma geçenlerin kazançları,
kaybedenlerin zararlarından büyük olmalıdır. Ayrıca, buna
ek olarak kazançlı olanların zarar görenleri ikna
edebilmeleri, zarar görenlerin ise kazançlı duruma
gelenleri böyle bir değişimin olmaması için ikna
edememeleri gerekmektedir.
Yukarıda kısaca açıklanan kriterlere yönelik en önemli
eleştiri farklı kişilere yapılacak nispi ödemelerle, mevcut
gelir dağılımına bağlı kişisel refah düzeylerin
karşılaştırılmasındaki güçlüklerdir.

Refah Ekonomisi ve Gerçek Dünya

Devletin ekonomide nasıl bir rol oynaması gerektiği en
çok tartışılan konulardandır. Devletin temel işlevi,
piyasaların en iyi biçimde işlevlerini yerine getirebilmesi
için gerekli olan mülkiyet hakları ile ilgili düzenlemeleri
yapmaktır. Bu anlamda devlet, gerekli yasal düzenlemeleri
yapmalı ve adalet sistemini en iyi biçimde çalıştırmalıdır.
Gerçek yaşamda her şey iki nedenden ötürü daha
karmaşıktır. Bunlardan ilki, refah ekonomisinde birinci
teoremin varsayımlarıdır. Gerçek yaşama tam olarak
uymasa bile, bu durum devletin ekonomik yaşamdaki
rolünün çok sınırlayıcı olmasını gerektirmez. İkincisi, tüm
varsayımlar geçerli olsa bile, kaynakların dağıtımı sonucu
ortaya çıkan durum toplumun ahlak standartları ile
örtüşmeyebilir. Bu iki konuyu piyasa başarısızlığı ve
eşitlik kavramları altında inceleyelim.
Piyasalarda herhangi bir müdahale olmaksızın bile iki
temel nedenden dolayı kaynak dağıtımında etkinlik
sağlanamayabilir. Bunlar piyasa gücünün oluşması,
piyasaların var olmaması ve etkin olarak işlememesidir.
Eşitlik konusunda bir değerlendirme yapabilmek için tek
başına Pareto kriterini kullanmak yeterli olmaz. Çünkü
Pareto etkinliği kriteri, bireylerin elde ettiği faydaların
ölçülüp karşılaştırılabilir olduğunu kabul etmez.
Sonuç olarak, bir ekonomi Pareto anlamında etkin bir
kaynak dağıtım süreci yaratsa bile, refahın daha adil
dağıtılabilmesi için regülasyonlar ya da devlet müdahalesi
gereklidir.

                                                         

                                                       


Yazar: Root

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir