Dönemsonu İşlemleri Ders Özeti

Ünite 1: Dönemsonu İşlemlerinin Kapsamı

Muhasebe Sürecinde Dönemsonu/Envanter

İşlemlerinin Yeri

Muhasebe de diğer tüm sistemler gibi girdileri, girdilerin
işlendiği bir süreci ve çıktıları olan bir sistemdir.
Muhasebe sisteminin girdisi belgelerdir. Muhasebe
sisteminin süreci, bu belgelerin kaydı ve sınıflandırılması
ile ilgili işlemler; çıktısı ise finansal tablolardır.
Muhasebe süreci, yeni kurulan işletmelerde kuruluş
işlemlerinin tamamlanmasının ardından kuruluş bilançosu
ve açılış kaydı ile başlar. Faaliyetlerine devam etmekte
olan işletmelerde ise muhasebe süreci dönem başı
yevmiye kayıtları ile başlar. Süreç, dönem içi mali
olaylara ait belgelerin toplanması, kaydedilmesi,
sınıflandırılması ve mali tabloların düzenlenmesi ile
devam eder. Dönemsonu geldiğinde kayıtların özeti, genel
geçici mizan şeklinde alınır, fiili doğrulamalar ve
düzeltmeler yapılıp son şekil verildikten sonra kesin mizan
ve mali tablolar hazırlanarak hesaplar kapatılır.
İşletmelerde muhasebe sürecinin aşamaları aşağıda
maddeler halinde belirtilmektedir:
• Açılış Kayıtları
• Dönem İçi Mali İşlemlerin Kayıtları
• Ara Mizanlar
• Genel Geçici Mizan
• Envanter ve Envanter Kayıtları
• Kesin Mizan
• Finansal Tabloların Düzenlenmesi
• Kapanış Kayıtları
Bu aşamalardan açılış kayıtları; yeni kurulan işletmeler
için envanter çalışması ve açılış bilançosu ile;
faaliyetlerine devam eden işletmelerde ise dönem başı
bilançosundan hareketle yapılan kayıtlar ile yapılmış olur.
Dönem içi mali işlemlerin kayıtları; önce yevmiye
defterine maddeler halinde yapılır, buradan da büyük
deftere aktarılarak kayıtları tamamlanmış olur. Ara mizan
işlemleri ile yevmiye defterinden büyük deftere yapılan
aktarımların matematiksel doğruluğu test edilmiş olur. Bu
işlemler aylık, üç aylık vb. gibi zaman aralıklarında olacak
şekilde dönemsonuna kadar planlanır. Genel geçici mizan;
dönemsonu yani 31 Aralık itibarı ile düzenlenen ve bütün
dönemi kapsayan mizandır. İşletmenin kayıtlı durumunu
gösterir. Envanter ve envanter kayıtları aşamasında;
işletmenin gerçek durumu envanter listeleri aracılığı ile
çıkartılır. Böylece işletmenin muhasebe kayıtlarındaki
durumu ile fiili durumu karşılaştırılmış olur. Genel geçici
mizanda yer alan tutarlar ile envanter çalışmaları
sonucunda elde edilen tutarlar birbirinden farklı ise
muhasebe kayıtlarının envanter kayıtlarına göre
ayarlanması sağlanır. Bu aşamadan sonra dönemsonunda
çıkarılan son mizan olan kesin mizan aşaması gelir. Kesin
mizanda kalanlar işletmenin fiili durumunu gösteren
tutarlardır ve bu mizandan hareketle işletmenin finansal
tabloları düzenlenir. Bu tablolar; Finansal Durum Tablosu-
Bilanço, Kapsamlı Gelir Tablosu, Nakit Akım Tablosu ve
Özkaynaklar Değişim Tablosu gibi tablolardır. Son
aşamada dönemsonu bilançosundan hareketle kapanış
kayıtları yapılır. Dönemsonu bilançosunun pasifi, yevmiye
kaydının borç tarafına; aktifi ise alacak tarafına kaydedilir.
Bu kayıt ile büyük defter hesaplarının tamamı kapatılmış
olur.

Dönemsonu/Envanter İşlemlerinin Gerekliliği

Muhasebe sürecinin çıktısı olan finansal tabloları
düzenlemenin amacı, işletmenin finansal durumu, finansal
performansı ve nakit akışları hakkında geniş bir kullanıcı
kitlesinin ekonomik kararlar almalarına yardımcı olan
bilgiyi sunabilmektir. Ayrıca bu tablolar yöneticilerin
kendilerine emanet edilen kaynakları ne etkinlikte
kullandıklarını da gösteren araçlardır. Gelecekte şirketin
sona erdirilmesi niyeti veya zorunluluğu yok ise finansal
tablolar süreklilik esasına göre düzenlenmiş sayılır.
Yönetim değerlendirmelerini yaparken işletme
faaliyetlerinin sürekliliğine kuşku düşürecek önemli
belirsizlikler taşıyan olaylar veya koşulların farkındaysa,
bu belirsizlikleri finansal tablo notlarında açıklar. Finansal
tablolarda genel olarak olması gereken niteliksel özellikler
aşağıda maddeler halinde sıralanmaktadır:
• İhtiyaca Uygunluk
• Gerçeğe Uygun Sunum
• Karşılaştırılabilirlik
• Doğrulanabilirlik
• Zamanında Sunum
• Anlaşılabilirlik
Finansal tabloların belirtilen bu niteliklerde
hazırlanabilmesi için dönem başı açılış, dönem içi kayıtlar
ve çıkarılan mizan sonrasında işletmenin kayıtlı
durumunun ortaya çıkması gerekir. Dönemsonunda ortaya
çıkan bu kayıtlı durum bazı nedenlerden dolayı her zaman
işletmenin gerçek durumunu göstermeyebilir. Bu
nedenlerden bazıları aşağıdaki gibi sıralanabilir:
• Hazır değerlerin ve menkul kıymetlerin
dönemsonu değerleri ile kayıtlı değerleri arasında
farklılıkların oluşması.
• Ticari alacaklarla ilgili olarak yapılan
mutabakatlaşma sonucu tutarsızlıkların ortaya
çıkması veya bazı alacakların şüpheli duruma
düşmesi; bazılarının ise tahsil imkanının
kalmaması.
• Stok hareketlerinin kayıt yöntemlerinde
farklılıkların olması.
• Döneme ait gelir ve giderlerle ilgili ayarlama
kayıtlarının yapılmasının gerekliliği.
• İşletmenin maddi duran varlıkları için yıpranma,
aşınma, modasının geçmesi gibi nedenlerle değer
kayıplarının yaşanması.
• Mali borçlarla ilgili finansman gideri veya
yaşlandırma yapılması gerekliliğinin ortaya
çıkması.
• Vadelendirme, senetli borçların peşin değerde
raporlanması, mutabakatlaşma sonucu tutarsızlık,
yabancı para cinsinden borçlarla ilgili
problemler.
• Kullanılan maliyet hesaplarının ilgili gelir tablosu
hesabına devredilmesi ve kapatılması, gelir
tablosundan da bilanço hesaplarına geçiş
kayıtlarının yapılmasının gerekliliği.
• Mali tablolarda sunulamayan açıklayıcı notlarda
belirtilecek unsurlar için tespit, doğrulama ve
sunuma uygun hale getirme işlemlerinin
yapılmasının gerekliliği.
Yukarıda sıralanan nedenlerden dolayı muhasebe
kayıtlarında görünen durum ile gerçek fiili durum arasında
farklılıklar oluşmuş ise bu uyumsuz durumun envanter
kayıtlarından faydalanarak dönemsonu işlemleri sürecinde
giderilmesi bir zorunluluktur.
Aynı zamanda muhasebe sürecinin çıktıları olan, finansal
durum tablosu, kapsamlı gelir tablosu, nakit akış tablosu,
özkaynaklar değişim tablosu ve açıklayıcı notların
işletmenin anlık durumunu doğru ifade edebilmesi için,
dönem sonu işlemleri (envanter) bir zorunluluktur.

Dönemsonu/Envanter İşlemlerinin Kapsamı

Envanter genel olarak sayım, kontrol ve düzeltme
işlemlerini yapmak suretiyle, belirli bir tarihteki
alacakların, borçların ve varlıkların miktar ve değerlerinin
saptanmasına yönelik işlemler bütünüdür. Dönemsonu
itibariyle işletmeler varlıklarını sayarak, ölçerek, tartarak
miktarlarını tespit ederler ve tespit edilen bu miktarlar
Türkiye Muhasebe Standartlarında belirtilen ölçütler
dikkate alınarak değerlenirler.
Envanter, düzenli bir işletme faaliyetinin akışına uygun
düşen süre içinde çıkarılır. Envanter çıkarma işlemlerinde
kural olarak üç yılda bir fiziksel sayım yapılması
zorunludur.
İşletmelerden envanter çıkarma zamanı genel olarak her
yılın son günü olarak alınır. Envanter çıkarılırken,
malvarlığı mevcudu, sondaj yöntemine göre ve genel
kabul gören matematiksel-istatiksel yöntemler yardımı ile
çeşit, miktar ve değer olarak belirlenir. Kullanılan yöntem,
Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olmalıdır. Bu
şekilde düzenlenen envanterin vardığı sonuçlar, fiziksel
sayımla elde edilecek olan envanterin sonuçlarına eşit
olmalıdır.
İşletmelerde dönemsonu işlemleri kapsamında yapılacak
envanter işlemleri; muhasebe dışı envanter ve muhasebe
içi envanter olmak üzere iki gruba ayrılır. Bunlardan
muhasebe dışı envanter, işletme kayıtları dikkate
alınmaksızın, bütün varlıkların tek tek sayılması,
değerlemesi, alacak ve borçları ile mutabakatlarının
yapılması yoluyla işletmenin anlık fiili durumunun tespit
edilmesidir. Muhasebe içi envanter ise, envanter listeleri
ile işletmenin kayıtlı durumunu gösteren genel geçici
mizan kalanlarının karşılaştırılması, kayıtlı durum ile fiili
durum arasındaki örtüşmeyen durumların düzeltilmesi,
maliyet hesaplarının kapatılması ve gelir tablosu
hesaplarının kapatılması gibi işlemleri kapsar.
Muhasebe dışı envanter; saymak, ölçmek, tartmak ve
değerlemek suretiyle işletmenin varlıkları ve borçlarının
saptanmasıdır.
Muhasebe içi envanter; muhasebe dışı envanterin
muhasebe kayıtlarında yer alan aşamasıdır.
Dönemsonunda işletmelerin envanter çalışması;
işletmenin sayım işlemine hazır hale geldiği hazırlık
aşaması ile sayım işlemlerinin gerçekleştirildiği sayım
aşaması şeklinde iki aşamada gerçekleştirilir.

Değerleme İşlemleri ve Değerleme Ölçüleri

Değerleme işlemleri, muhasebe dışı envanterin
sayımından sonraki aşamadır. Vergi Usul Kanunu, vergi
matrahlarının hesaplanması ile ilgili iktisadi kıymetlerin
takdir ve tespit işlemini değerleme olarak tanımlamıştır.
Değerlemenin amacı, işletmenin belirli bir andaki iktisadi
ve mali yönden gerçeğe en yakın durumunu ve hesap
dönemi sonucunu belirlemektir. Türk Ticaret Kanunu’na
göre işletmelerin finansal tablolarında yer alan varlıklar ile
borçlarla ilgili olarak aşağıda sıralanan maddelerle sınırlı
olmamak ve Türkiye Muhasebe Standartlarında öngörülen
ilkeler de dikkate alınmak üzere şu değerleme ilkeleri
geçerli kabul edilir:
• Önceki dönemin kapanış bilançosundaki değerler
ile sonraki dönemin açılış bilançosundaki
değerler aynı olmalıdır.
• Fiili veya hukuki duruma aykırı olmadıkça,
değerlemelerde işletme faaliyetinin
sürekliliğinden hareket edilmelidir.
• Bilanço kapanış gününde, varlıklar ve borçlar
teker teker değerlendirilir.
• Değerlemede bilanço gününe kadar doğmuş,
hatta yeni öğrenilmiş riskler de dâhil olmak üzere
tüm risk ve zararlar dikkate alınır. Kazançlar
bilanço günü itibariyle geçekleşmişlerse hesaba
dâhil edilir.
• Faaliyet yılının gelir ve giderleri, ödeme ve
tahsilat tarihlerine bakılmaksızın yılsonu finansal
tablolara dâhil edilir.
Değerleme işlemleri için ölçü; Türk Ticaret Kanunu’nda
Türkiye Muhasebe Standartlarında belirtilen ölçüler olarak
tanımlanmıştır. Vergi Usul Kanunu’nda değerleme ölçüsü
iktisadi kıymetin tür ve niteliğine göre maliyet bedeli,
borsa rayici, tasarruf değeri, mukayyet değer, itibari değer,
vergi değeri, rayiç bedel ve emsal bedeli ve ücreti
ölçülerinden biridir. Türkiye Muhasebe Standartlarında
“gerçeğe uygun değer” kavramına vurgu yapılarak, varlık
ve borçların gerçeğe uygun şekilde ölçümlenmesi,
değerlenmesi ve finansal tablolarda raporlanmasının,
finansal tablo kullanıcılarının bilgi ihtiyacını en iyi şekilde
karşılayacağı belirtilmiştir. Bu kapsamda finansal tablo
unsurlarının değerlemesinde maliyet bedeli, cari maliyet
(yenileme maliyeti), gerçekleşebilir değer, gerçeğe uygun
değer ve kullanım değeri olmak üzere beş temel ölçüm
esasına yer verilmiştir.
Maliyet bedeli = Alış bedeli + Alış gideri
Borsa rayici bir iktisadi varlığın borsada oluşan değeridir.
Tasarruf değeri peşin değer olarak da bilinir.
Mukayyet değere aynı zamanda kayıtlı değer de denilir.
İtibari değer = Nominal değer
Rayiç bedel = Cari değer
Vergi değeri, bina ve arazinin Emlak Vergisi Kanununa
göre tespit edilen değeridir.

Ticari Kâr ve Mali Kâr

İşletmelerde faaliyet dönemi sonunda Türk Ticaret
Kanunu hükümlerine göre ticari kârı (muhasebe kârı) veya
zararı tespit edilir. Bu sonuç üzerinden de bağımsız
denetim gerçekleştirilmektedir. Türk Ticaret Kanunu
hükümlerine göre tespit edilen kâr veya zarar ticari kâr
veya zarar olarak adlandırılır. Vergi Kanunu ölçülerine
göre hesaplanan kâr veya zarara ise mali kâr veya zarar
denir. Vergi kanunlarında kâr, vergilendirme açısından ele
alınırken, Türk Ticaret Kanunu’nda üçüncü kişilerin
haklarının korunması yönünden ele alınmıştır. Ticari kârın
belirlenmesinde işletme faaliyetleri kapsamında her türlü
hasılat ve gider kalemi hiçbir koşula bağlı kalmaksızın
hesaplamalarda dikkate alınır. Mali kârın belirlenmesinde
ise, ticari faaliyetin sonucundan hareketle, vergi
kanunlarınca indirimi kabul edilmeyen ancak ticari
faaliyet sonucu Muhasebe Standartlarının öngördüğü
nedenlerle indirim konusu yapılan giderler tekrar ilave
edilerek, vergi ile ilgili konuda vergi matrahına dâhil
edilmemesi gereken hasılat ve kâr unsurları ticari kazanca
dâhil edilmez.
Ticari Kar + Kanunen Kabul Edilmeyen Giderler –
Vergiden Muaf Gelirler = Mali Kar

Ünite 2: Hazır Değerler ve Menkul Kıymetlere İlişkin Dönemsonu İşlemleri

HAZIR DEĞERLER

Hazır değer hesap grubunda, işletmenin kasasındaki,
banka hesabındaki para, alınan ve verilen çekler ile diğer
hazır değerler yer alır.

Kasa Türk lirası Kasası

İşletmenin faaliyetleri sonucunda oluşan nakit giriş ve
çıkışları kasa hesabında yer alır. İşletmeler farklı para
cinsinden de işlem yapabileceklerinden, Türk lirası kasası
ve Yabancı Para Kasası hesapları kullanılabilir. Önceki
dönemlerden kalan nakit mevcudu, dönem içi faaliyetler
sonucu meydana gelen nakit girişleri için kasa hesabı
borçlandırılır; dönem içinde kasadan nakit çıkışına sebep
olan faaliyetlerden dolayı kasa hesabı alacaklandırılır.
Dönem sonunda genel geçici mizanda Kasa hesabı borç
kalanı verecektir.
Kasa ile ilgili işlemlerde şu üç durumdan biri ile
karşılaşılabilir
• Kasa Denkliği
• Kasa Noksanı
• Kasa Fazlası
Kasa denkliği kasa hesabı borç kalanı ile fiziki sayımın
eşit olması demektir
Kasa noksanlığı, kasanın fiziki sayımının kasa hesabı borç
kalanından eksik olması demektir.
Kasa fazlası, fiziki sayım sonucunun, kasa borç
kalanından fazla olması demektir.
Kasa noksanlığı 197 Sayım Tesellüm Noksanları
hesabının borcuna kaydedilir.
Kasa sayım noksanlığı, fazla ödeme, yapılan ödemelerin
kayıt edilmemesi, eksik tahsilat, kasadaki paranın zimmete
geçirilmesi sonucu meydana gelir.
Kasanın fiziki sayımı ile kayıtlar arasında eksiklik (yani
kasa noksanlığı) olduğu zaman eksik miktar 197 Sayım ve
Tesellüm Noksanları Hesabı’na borç; 100 Kasa Hesabı’na
alacak olarak kaydedilir.
Noksanlığın bir kısmının satıcılara yapılan ödemenin, bir
kısmının bankaya yatırılan paranın kayıtlara
geçirilmemesinden, bir kısmının veznedar kusurundan
kaynaklandığının tespit edildiğini ve bir miktar noksanın
nedeninin de tespit edilemediğini varsayalım.
Bu durumda, bankaya yatırılan ve kayıtlara geçirilmeyen
miktar 102 Bankalar hesabına, veznedar kusurundan
kaynaklanan noksan miktar 136 Diğer Çeşitli Alacaklar
hesabına, satıcılara yapılan ödemenin kaydedilmeyen
kısmı 320 Satıcılar hesabına, nedeni tespit edilemeyen
miktar 689 Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar hesabına
borç olarak kaydedilir. Bu miktarlar 197 Sayım ve
Tesellüm Noksanları hesabına alacak kaydedilerek geçici
olarak açılmış olan bu hesap kapatılır.
Noksanlığın dönem sonu bilançosu zamanına kadar
nedeninin tespit edilememesi durumunda 197 Sayım ve
Tesellüm Noksanları hesabı 689 Diğer Olağan Dışı Gider
ve Zararlar hesabına devredilerek kapatılır.
Konuyla ilgili örnek ünitenin 20-22 sayfalarında
verilmiştir.
Kasa sayım fazlalığı, 397 Sayım Tesellüm Fazlaları
hesabına kaydedilir. Kasa sayım fazlalığı, az ödeme
yapılması, yapılan tahsilatların kayıt edilmemesi, fazla
tahsilat yapılması, kişilerin kendi nakitlerini kasadaki
parayla karıştırmış olması nedenlerinden kaynaklanır.
Kasa sayım fazlalığı tespit edilmesi durumunda, fazla
miktar 100 Kasa hesabına borç; 397 Sayım ve Tesellüm
Fazlaları hesabına alacak olarak kaydedilir. Fazlalığın
alıcılardan yapılan tahsilatın, bankadan çekilen nakdin
kayda geçirilmemesinden, bir kısmının veznedarın kendi
varlığını katmasından kaynaklandığının tespit edildiğini ve
bir kısmının nedeninin de tespit edilemediğin varsayalım.
Bu durum, 102 Bankalar, 120 Alıcılar, 336 Diğer Çeşitli
Borçlar, 649 Diğer Olağandışı Gelir ve Karlar hesabına
alacak; 397 Sayım ve Tesellüm Fazlaları hesabına borç
olarak kaydedildi.
Dönem sonu bilançosuna kadar fazlalığın nedeni tespit
edilemezse ilgili hesaplara bu durum kaydedilir.
Kasa sayım fazlalığıyla ilgili örnek kitabın 23 ve 24.
sayfalarında açıklanmıştır.

Kasa – Yabancı Para Kasası

Yabancı para cinsinden yapılan işlemler Türk Lirası
cinsinden, alış günü işlem kuruna göre kayıtlara geçirilir.
Dönem içinde kurdan kaynaklanan fark Kambiyo Kar
veya Kambiyo Zararı olarak kaydedilir. Dönem sonunda
mevcut para türünden değerleme gerçekleştirilir,
uygulamada son gün T.C. Merkez Bankası nakit
işlemlerde efektif vadeli işlemlerde ise döviz alış kurlarına
göre işlem yapılmaktadır. İşletme yabancı parayı elden
çıkarttığında alış günü kuruyla satış günü kuru arasında
pozitif fark varsa bu fark Kambiyo Karları hesabına alacak
olarak kaydedilir. Dönem sonunda değerleme borsa
rayicine göre yapılır. Yabancı para işlem gününe göre
değerlenmişse Kambiyo Karları hesabına alacak olarak
kayıt edilir.

Çekler

Görüldüğünde ödenen değişim araçlarıdır.
Türk Ticaret Kanunu’na göre şu yer ve sürelerde ödemek
için ibraz edilmelidirler.
Düzenlendiği yerde ödenecekse 10 gün içinde, düzenlediği
yer dışında ödenecekse 1 ay içinde; aynı kıtada farklı ülke
için 1 ay içinde, farklı ülke, kıtalar arası ülke ise 3 ay
içinde.
Alınan ve verilen çekler ve nakit akım tablosuna göre 90
güne kadar olan varlıklar nakit ve nakit benzeri olarak
kabul edilir.

Dönemsonu (Envanter) İşlemleri

Çeklerin dönem sonu değerlemesinde alınan çeklerin
fiziki doğruluğu, verilen çeklerin borç mutabakatı yapılır,
nakit benzeri olmayan alınan çekler vadeli ticari alacaklar,
verilen çekler ise vadeli ticari borçlar biçimde
ayrıştırılması mali tablolarda doğru sunumu sağlayacaktır.
Tarih ayrıştırması sonrasında envanter kayıtları
gerçekleştirilir. Türkiye Muhasebe standartlarına göre
çeklerin gerçeğe uygun değerinin belirlenmesinde iskonto
edilmiş maliyet değeri uygulanır.
Dönem sonu değerlemede, alınan ileri tarihli (örneğin 5 ay
vadeli) çeklerin gelecekteki değeri 121 Alacak Senetleri
hesabına borç; 101 Alınan Çekler hesabına alacak olarak
kaydedilir.
İleri tarihli alınan çekler Alacak Senetleri hesabına
reeskont işlemiyle kaydedilirler. Çekin ileri tarihli
değeriyle, gerçeğe uygun (tasarruf) değeri arasındaki fark,
657 Reeskont Faiz Gideri hesabına borç, 121 Alacak
Senetleri Reeskontu hesabına alacak olarak kaydedilir.
Daha sonra bu kayıt Reeskont Faiz Gelirlerine çevrilir ve
121 Alacak Senetleri Reeskont Hesabı kapatılır.
Vergi Usul Kanununa göre alacaklar ve senetli borçlar
tasarruf veya kayıt değeriyle değerlenir.
Verilen ileri tarihli çekler gelecek değerleriyle 103 Verilen
Çekler ve Ödeme Emirleri hesabına borç, 321 Borç
Senetleri hesabına alacak olarak kaydedilir. Dönem
sonunda, ileri tarihli verilen çeklerin değerlemesinde
çeklerin ileri tarihli değeri ile gerçeğe uygun veya peşin
değeri arasındaki fark 322 Borç Senetleri Reeskontu
hesabına borç, 647 Reeskont Faiz Gelirleri hesabına
alacak olarak kaydedilir. Takip eden dönemde reeskont
faiz gelirleri hesabı, reeskont faiz giderleri hesabına
dönüştürülür ve 322 Borç senetleri hesabı kapatılır.

Bankalar

Banka mevduatları ile ilgili işlemler 102 bankalar
hesabında takip edilir. Dönem için işletmenin banka
mevduatında artış sağlayan işlemler için bankalar hesabı
borçlandırılır, azalışa sebep olan işlemler için bankalar
hesabı alacaklandırılır. Bankalar hesabı aktif nitelikli bir
hesap olduğu için dönem sonunda borç kalanı verir ve
bilançonun aktifinde bulunur.

Dönemsonu (Envanter) İşlemleri

Dönem sonu banka hesabı gerçeğe uygun değer üzerinden
kayıt edilir. Dönem sonu işlemleri için bütün bankalardaki
mevduatların özeti alınır.
• Banka hesap özetleriyle işletmenin kayıtları
aynıysa düzeltme kaydı yapılmaz. Tahakkuk
eden faizler oluşmuşsa kaydedilir.
• Banka işlemleriyle ilgili olarak bazı kayıtların
unutulması durumunda, unutma banka
kayıtlarından kaynaklanıyorsa düzeltme işlemi
banka tarafından, işletme kayıtlarından
kaynaklanıyorsa işletme tarafından yapılır.
Dönem sonunda bankadan alınan hesap özetine göre
tahsile gönderilmiş alınan çeklerin tahsil edilmiş ve
işletmenin banka hesabına geçirilmiş kısmı için işletme
102 Bankalar hesabına borç; 101 Alınan Çekler hesabına
alacak olarak kaydeder.
Banka tarafından işletmenin hesabından çekilen hesap
kullanım ücreti yönetsel bir giderdir. 770 Genel Yönetim
Giderleri Hesabı’na borç, 102 Bankalar Hesabı’na alacak
olarak kaydedilir.
İşletmenin daha önce düzenlemiş olduğu çekin işletmenin
banka hesabından tahsil edilmesi durumunda bu işlem 103
Verilen çekler ve Ödeme Emirleri hesabına borç 102
Bankalar hesabına alacak olarak kaydedilir.
Müşterinin borcuna mahsuben virman yapılması
durumunda bu işlem 102 Bankalar hesabına borç, 120
Alıcılar hesabına alacak olarak kaydedilir. Çünkü bu
işlem banka hesabında artışa sebep olur ve müşterinin
borcunun ödenmesinden dolayı da alıcılar hesabına
alacak olarak kayıt edilir.
İşletmenin mal ve hizmet alımı için kullandığı kredi
kartına ait dönem sonu borcunun işletmenin hesabından
tahsil edilmesi durumunda 309 Diğer Mali Borçlar
hesabına borç; 102 Bankalar hesabına alacak olarak
kaydedilir.
Dönem sonunda işletmenin banka mevduatına faiz
geliri tahakkuk etmesi ve bu faize ait gelir vergisi
stopajının hesaptan tahsil edilmesi durumunda tahakkuk
eden faiz geliri 642 Faiz Gelirleri hesabına alacak;
tahsil edilen gelir vergisi stopajı 193 Peşin Ödenen
Vergi ve Fonlar hesabına borç olarak kaydedilir.
Tahakkuk eden faizden stopaj çıkarıldıktan sonra kalan
miktar Bankalar hesabına borç olarak kaydedilir.

MENKUL KIYMETLER

Borsadaki fiyat hareketlerinden gelir elde etmek, faiz
ve kar payı kazanmak için geçici olarak satın alınan
hisse senedi, tahvil ve türevlerine menkul kıymet denir.
Hisse senetleri sermaye şirketlerinin sermaye paylarını
temsil eder ve sahiplerine kar payı sağlama, yönetimde
oy hakkı, borsadaki fiyattan kar elde etme fırsatları
sunar.
Tahviller anonim şirketlerin, iktisadi devlet
teşekküllerinin ve kamu kuruluşlarının borç almak için
çıkardıkları borçlanma belgeleridir. Tahvil sahiplerine,
faiz ve nominal değerin altında ihraç edilmişse aradaki
fark kadar getiri sağlar.

Dönem Sonu Envanter İşlemleri

Vergi Usul Kanunu’na göre hisse senetleri alış
değerleriyle, Muhasebe Standartlarına göre ise gerçeğe
uygun değerle değerlendirilir. Dönem sonunda
değerlerinde düşüş oluşmuşsa bunun için karşılık ayrılır.
Tahviller Vergi Usul Kanunu’na göre borsa değerleriyle
değerlenir, dönem sonunda borsa fiyatına göre kayıtlı
değer güncellenir ve fark kar veya zarar olarak kayıt edilir.
Hisse senetlerinin alım satım amacıyla, nominal değerinin
üzerinde ve komisyon ödenerek alınması durumunda bu
işlem hisse senetlerinin alımı için ödenen değer 125 Hisse
Senetleri hesabına, ödenen komisyon 653 Komisyon
Giderleri hesabına borç; bu iki değerin toplamı (komisyon
için ve hisse senetlerinin alımı için ödenen miktar) 100
Kasa hesabına alacak olarak kaydedilir. Hisse senetleri
alış değeri ile kaydedilirler.
Hisse senetlerinin alış bedelinden daha yüksek bir değere
satılması halinde, hisse senetlerinin alış değeri 110 Hisse
Senetleri hesabına, hisse senetlerinin satış ve alış değerleri
arasında oluşan olumlu fark 645 Menkul Kıymet Satış
Karları hesabına alacak; satış bedeli ise 100 Kasa
Hesabına borç olarak kaydedilir. Hisse senetleri alış bedeli
ile kayıttan çıkarılır.
Dönem sonunda hisse senetlerinin değerinde alış bedeline
göre değer düşüklüğü oluşursa, oluşan bu değer azalışı
657 Karşılık Giderleri hesabına borç; 119 Menkul Kıymet
Değer Düşüklüğü hesabına alacak olarak kaydedilir.
Değer düşüklüğü ihtiyatlılık kavramı gereği karşılık
ayrılarak gider haline getirilir.
Menkul Kıymet Değer Düşüklüğü hesabı menkul kıymet
değerinde meydana gelen azalıştan kaynaklanan zararı
gidermek için ayrılan karşılığın takip edildiği pasif
nitelikli bir hesaptır. Karşılık giderleri Dönem Karı veya
Zararına devreder.
Kamu kesimi tahvili satın alınmış ve tahvil üzerinde
vadesi dolmuş ancak tahsil edilmemiş faiz kuponu olabilir.
Bu işlem, tahvilin faiz hariç satın alım değeri 112 Kamu
Kesimi Tahvil, Senet ve Bonolar hesabına, faiz değeri 108
Diğer Hazır Değerler hesabına borç; satın alım için
yapılan ödeme 100 Kasa hesabına alacak olarak
kaydedilir.
Dönem sonunda tahviller borsa rayicine göre değerlenir.
Dönem sonunda daha önce satın alınmış kamu kesimi
tahvillerinde değer artışı olduğu tespit edilmişse, bu değer
artışı (tahvilin dönem sonu borsa rayici ile daha önceki
satın alım değeri arasındaki fark) 112 Kamu Kesimi
Tahvil Senet ve Bonolar hesabına borç; 649 Diğer Olağan
Gelir ve Karlar hesabına alacak olarak kaydedilir. Değer
artışı ilgili gelir tablosu hesabına kaydedilir.
Dönem sonunda, kamu kesimi tahvillerinin döneme ait
vadesi gelmiş faiz kuponlarının değeri 108 Diğer Hazır
Değerler hesabına borç; 642 Faiz Gelirleri hesabına alacak
olarak kaydedilir. Faiz kupon bedeli dönemin gelir
tablosuna faiz geliri olarak ilişkilendirilir.

Ünite 3: Alacaklara İlişkin Dönemsonu İşlemleri

GİRİŞ

İşletmelerde “Alacaklar” iki gruba ayrılır.
• Ticari Alacaklar: Ana faaliyet konusundan
doğan alacaklar
• Diğer Alacaklar; Ana faaliyet konusu dışında
doğan alacaklar
Alacaklar, ayrıca vadelerine göre de iki başlık altında ele
alınır
• Kısa vadeli Alacaklar
• Uzun vadeli Alacaklar

TİCARİ ALACAKLAR

Ticari Alacaklar hesap grubunda, bir yıl içinde paraya
dönüşmesi öngörülen senetli ve senetsiz alacaklar
gösterilmektedir.
Türkiye Muhasebe Standartları kapsamında da alacaklar
aşağıdaki gibi tanımlanır;
• Sabit veya belirlenebilir nitelikte ödemelere sahip
olan finansal varlıklar
• Aktif bir piyasada işlem görmeyen, türev
olmayan finansal varlıklar.
Ticari alacak, ana faaliyet konusu kapsamında ortaya
çıkan alacaktır.
İşletmelerin teminat almaksızın yapmış oldukları satışları
karşılığında Alacaklar aşağıdaki gibi takip edilir;
• 120 Alıcılar hesabında: bir yıldan daha kısa vadeli
alacaklar
• 220 Alıcılar hesabında: bir yıldan daha uzun vadeli
alacaklar
Dönemsonu işlemleri bakımından ele alındığında kısa ve
uzun vadeli alacakların değerlemesi aynı olup sadece
vadesi bir yılın altına düştüğü için uzun vadeli gruptan
kısa vadeli gruba aktarmaların dikkate alınması gerekir.
Alıcılar hesabı, kendilerine vadeli olarak mal ve hizmet
satılan kişi ya da kuruluşların işletmeye olan senetsiz
ticari borçlarının izlendiği hesaptır.
• Alacağın tahsil edilmesi ile hesaba alacak,
• Alacağın doğması ile hesaba borç kaydedilir.
Yardımcı hesapların borç ve alacak toplamlarının 120
Alıcılar hesabının borç ve alacak toplamına eşit olması
gerekir.
Tahsil edilebilme bakımından varsa şüpheli ve değersiz
alacaklar saptanır ve bunlar muhasebe kayıtlarıyla, 120
Alıcılar hesabından düşülür, 128 Şüpheli Alacaklar
hesabına aktarılır.
Miktar iskontosu işletmelerin devamlı iş yaptıkları
müşterilerine belli miktarın üzerinde alış yapmaları
durumunda uyguladıkları ıskontodur. Yapılan miktar
iskontosunun dönem sonunda Alıcılar hesabından
düşülmesi gereklidir.
Alıcılar hesabının dönemsonu işlemleri kapsamında iki
farklı değerleme mevcuddur:
• Vergi Usul Kanun’a (VUK) göre değerleme.
• Türkiye Muhasebe Standartlarına (TMS) göre
değerleme
Alıcılar hesabı, VUK’un 281. maddesi gereği mukayyet
değerle değerlenir.
Senetsiz alacakların değerlemesinde, muhasebe
kayıtlarında gözüken tutarlar esas alındığı için,
• Türk lirası cinsinden senetsiz alacaklar için
dönem sonunda başka bir işlem yapılmaz.
• Yabancı para cinsinden senetsiz alacakların, hem
dönemsellik ilkesi hem de alacakların bilançoda
gerçek değerleriyle gözükmesi için dönem
sonunda değerlemeye tabi tutulması gerekir.
Döviz cinsinden alacakların ve borçların dönemsonunda
VUK’un 280. maddesine göre Maliye Bakanlığı kurları ile
değerlemesi yapıldıktan sonra oluşan kur farkları
Kambiyo Kârı ya da Kambiyo Zararı hesaplarına
kaydedilir.
Vadeli satışlarda vade farkları “Ertelenmiş Ticari
Alacaklar Vade Farkı” hesabında izlenmektedir. Dönem
sonunda ise bu vade farkından döneme isabet eden
tutarın ayrıca döneme ait Faiz Gelirlerine aktarılması
gerekmektedir.
İtfa edilmiş maliyet değeri, alacağın vade tarihindeki
değerinden vade farkı düşülerek bulunan değerdir.
Alacak Senedi, işletmelerin kredili olarak yapmış
oldukları satışları bir belge karşılığında yapması
durumunda alınan ve bir alacak hakkını gösteren yazılı bir
belgedir.
Alacak senetlerinin faydaları aşağıdaki gibi sıralanabilir:
• Alacakların tahsil edilememe riskini azaltmak,
• Alacaklarını sağlam esaslara bağlamak,
• Nakit sıkıntısını önlemek
Alacak senetleri iki çeşittir:
• Adi senetler; Borçlar Kanunu hükümlerine göre
düzenlenen ve belli bir biçime bağlı olmayan
senetlerdir.
• Kıymetli evrak niteliğindeki senetler; Türk
Ticaret Kanunu hükümlerine göre düzenlenen ve
belli bir şekil şartı olan, belli bir hakkın bağlı
olduğu ve senetten ayrı olarak ileri
sürülemeyeceği senetlerdir.
Kıymetli evrak niteliğindeki senetler,
• kambiyo senetleri (ticari senetler) (Poliçe, bono
ve çek gibi)
• mal (emtia) senetleri
Alacak Senetlerine ait işlemler Tekdüzen Hesap
Planında 121 Alacak Senetleri hesabında takip
edilmektedir. işletmenin portföyüne çeşitli sebepler ile
giren ve çıkan senetler 121 Alacak Senetleri hesabına bu
senetlerin üzerindeki yazılı değerleri ile kaydedilir.
Alacak Senetleri ana hesabı ile Alacak Senetleri
yardımcı hesapları arasında dönem sonunda mutabakat
yapılır. Şüpheli ve değersiz duruma düşmüş olan alacak
senetleri 121 Alacak Senetleri hesabından ayrıştırılır.
Alacak senetlerinin mutlaka bir yardımcı hesap ile
birlikte işlem görmesi gerekir. Bu yardımcı hesaplar,
senedin durumunu belirleyen ifadeler ile isimlendirilir.
Örneğin; cüzdandaki senetler; senedin işletmenin elinde
olduğunu, tahsildeki senetler; senedin bankaya tahsil
edilmek amacıyla gönderildiğini, teminattaki senetler;
bir işin yapılması amacı ile ilgili senedin teminat olarak
verildiğini, protestodaki senetler ise tahsil edilemeyen
senedin protesto edildiğini gösterir.
Bankalar, bankerler ve sigorta şirketleri dışında kalan
işletmeler VUK’un 281. maddesine göre mukayyet
(kayıtlı) ya da tasarruf (peşin) değeri ölçüsünden birini
esas alabilirler.
VUK’a göre alacak senetleri (bankalar, sigorta şirketleri
hariç) tasarruf ya da mukayyet değeri ile değerlenir.
Reeskont işlemi alacak senetlerinin tasarruf değerinin
belirlenmesi işleminin muhasebedeki diğer bir adıdır.
Danıştay 4. Dairesi Alacak senetlerinin tasarruf değerinin
bulunmasında “iç ıskonto formülü” nün kullanılması
yönünde karar almıştır. Tasarruf Değeri senedin nominal
değerinden reeskont tutarının düşülmesi sonucunda
bulunur.
Tasarruf değeri işletmenin elinde bulunan tüm alacak
senetlerine tek tek uygulanır.
Tasarruf değeri = Nominal Değer – Reeskont Tutarı
Borç senetlerine de aynı değerleme ölçüsünü uygulanmak
zorundadır.
Alacak senetleri raporlama gününde itfa edilmiş maliyet
değeri üzerinden değerlenecektir. TMS’a göre düzenlenen
alacak senetlerinde dönem sonunda döneme ilişkin vade
farkının Faiz Gelirleri hesabına aktarılması gerekir.
Muhasebe standartlarına göre alacak senetleri aynen
alıcılar hesabında olduğu gibi, itfa edilmiş maliyet değeri
üzerinden değerlenir.
İşletmeler giderlerinin kaydını, tahsil edilmesi şüpheli
olan alacakları için karşılık ayırmakla düzenlerler.
Bir alacağın şüpheli alacak kabul edilmesi ve karşılık
ayrılması için VUK’nun 323. Maddesine göre aşağıda
belirtilen durumların oluşması gerekmektedir.
• Dava ve icra safhasında bulunan Alacaklar,
• Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla
istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş
bulunan dava ve icra takibine değmeyecek kadar
küçük Alacaklar.
VUK’a göre, bir alacağın şüpheli hâle gelmiş olabilmesi
için alacağın bir garanti altına alınmış olması gereklidir.
VUK’a göre dava ve icra safhasındaki alacaklar şüpheli
alacağa dönüşür ve karşılık ayrılması gereklidir.
VUK’a göre sadece ticari ve zirai kazancın elde edilmesi
sırasında oluşan alacaklar şüpheli duruma düşerse karşılık
ayrılabilir.
• Menkul rehni, gayrimenkul ipoteği şeklinde
teminata bağlanmış alacaklar
• Kampanyalı satışlardan doğan alacaklar
• Kamu kuruluşlarından alacaklar
• Avans niteliğindeki alacaklar
• Hatır senetleri
için karşılık ayrılmaz.
Şüpheli alacak karşılığı alacağın şüpheli durumu
düştüğü dönem içinde ayrılır. Daha sonraki dönemlerde
karşılık ayrılmaz, karşılık ayrılsa bile vergi matrahından
düşülemez. Eğer bir uzun vadeli alacak şüpheli duruma
düşmüş ise kısa vadeli alacak içinde yer alan şüpheli
alacaklara aktarılır ve karşılık ayrılır.
Muhasebe standartlarında ise kesin kurallardan bahsetmek
mümkün değildir. Muhasebe standartlarının temel
felsefesinde işletmenin karşılaşabileceği tüm risklerin
bilançoda raporlanması söz konusudur. İhtiyatlılık
kavramı gereği, tahsili şüpheli alacaklar için işletmenin
tahminde bulunması ve yapılan bu tahminler üzerinden
karşılık hesaplayarak muhasebe kaydı yapması
gerekmektedir.
Şüpheli alacaklara ayrılacak karşılıkların tahmin
edilmesinde, alacakların yaşlandırması yolu ile ya da
değerleme yapılan dönemden önceki, iki hesap
döneminde, vadesinde tahsil edilemeyen alacakların ilgili
bulunduğu dönemlerdeki toplam vadeli satışlara
oranlarının ortalaması, değerleme dönemindeki vadeli
satışlara uygulanarak tahmini şüpheli alacak karşılığı
hesaplanmaktadır.
Değersiz alacaklar tahsil olanağı tamamen ortadan kalkan
senetsiz ve senetli alacaklardır.
• Kazai bir hükme ve kanaat verici bir vesikaya
göre tahsiline imkân kalmayan alacaklar
(VUK’un 322. Maddesi)
• Konkordato veya anlaşma (sulh) yoluyla
alınmasından vazgeçilen alacaklar (VUK’un
324. Maddesi)
değersiz alacaklar olarak kabul edilir. Bir alacak değersiz
hale geldiği dönemde tasarruf değerini kaybeder ve
mukayyet değeriyle zarar kaydedilir.
Ticari veya zirai kazancın elde edilmesi ve devam
ettirilmesi ile ilgili alacaklar da değersiz alacak olabilir.
Hatır senetleri değersiz alacak olamaz.
Bir alacak, değersiz alacak olduğu zaman şüpheli
alacaklardan düşülür.

DİĞER ALACAKLAR

Diğer alacaklar vadelerine göre;
• kısa vadeli diğer alacaklar
• uzun vadeli diğer alacaklar
olmak üzere ikiye ayrılır. Kısa vadeli diğer alacaklar 13
Diğer Alacaklar grubunda yer alan hesaplarda, uzun vadeli
diğer alacaklar ise “23 Diğer Alacaklar” grubunda yer alan
hesaplarda izlenir. Bu grupta bulunan alacaklar Tekdüzen
Hesap Planında aşağıdaki gibi isimlendirilmiştir;
• Ortaklardan Alacaklar
• İştiraklerden Alacaklar
• Bağlı Ortaklıklardan Alacaklar
• Personelden Alacaklar
• Diğer Çeşitli Alacaklar
Diğer alacakların dönem sonu işlemleri ticari alacaklarda
olduğu gibidir. Diğer alacakların da dönem sonunda varsa
yardımcı hesapları ile mutabakatları yapılır.
Ana faaliyet konusu dışında oluşan alacaklara diğer
alacaklar denir. Diğer alacaklar VUK’a göre mukayyet
(kayıtlı) değeri üzerinden değerlenir.

Ünite 4: Stoklara İlişkin Dönemsonu İşlemleri

Giriş

Stoklar, işletmelerin varoluşlarını sürdürebilmeleri ve
faaliyetlerini yerine getirebilmeleri için gerekli olan ana
unsurlarıdır. Stok sayımı muhasebe dışı envanteri ifade
ettiğinden dolayı muhasebe kayıtları ile gerçek durum her
zaman birbirini tutmayabilir.

Stok Maliyet Akış Varsayımları

İşletmeler faaliyete her zaman stok temini ile başlarlar.
Faaliyete başladıkları anda mevcut olan stoklarına dönem
başı stokları denilmektedir. Yıl boyunca üreterek ya da
satın alarak elde ettiği stoklardan dönem sonunda kalmış
olan, kullanamadığı stoklara da dönem sonu stokları denir.
İşletmeler stokların maliyetini belirlemek zorunda olup,
dönem başı ve dönem sonu bilançosunda yer alacaktır. En
yaygın maliyet akış varsayımları;
• Gerçek Parti Maliyeti Yöntemi Varsayımı
• İlk Giren ilk Çıkar Maliyeti Varsayımı
• Son Giren ilk Çıkar Maliyeti Varsayımı
• Ortalama Maliyet Varsayımı
Stokların her istendiğinde maliyetinin ve fiziksel olarak
hesaplanması hem zaman alıcı, hem de pahalıdır bu
sebeple bu işlemlerin daha kolay olmasını sağlayan stok
kartları bulunmaktadır. Stok kartları sayesinde stoklarla
ilgili fiziki nitelikleri, depo giriş çıkışları vb. birçok
işlemin takip edilmesi için kolaylık sağlar. Depoya giren
her bir stok çeşidi için işletmeler stok kartı açıp, takip
etmek zorundadır.
Dönem içinde her an stoktaki malların hem hacmini hem
de maliyetini ve satışların ise hem tutarını hem de
maliyetini gösterilmesine olanak sağlayan kayıtlama
sistemine devamlı envanter sistemi denilmektedir. Bu
sistemi uygulayan işletmeler genelde hızlı tüketici
mallarını satan işletmeler tarafından kullanılmaktadır.
Devamlı envanter sistemini kullanan işletmeler, gerçek
maliyet, ilk giren ilk çıkar, son giren ilk çıkar veya
ortalama maliyet varsayımlarından birisini tercih edebilir.
Dönem içinde sadece fiziki envanter sayımı sonucunda
satılan stokların maliyetinin tespit edilebilmesine olanak
sağlayan kayıtlama sistemine de aralıklı envanter sistemi
denilmektedir. Bu sistemi uygulayan işletmeler genelde
mal çeşidinin çok olduğu, fakat küçük hacimli ve nispeten
ucuz fiyatlı birimlerden oluşmaktadır. Aralıklı envanter
sistemini uygulayan işletmelerde, kayıtları için gerekli
stok maliyetlerini; ilk giren ilk çıkar, son giren ilk çıkar
veya ağırlıklı ortalama maliyet varsayımlarından birisini
tercih ederek tespit edebilir.
Gerçek Parti Maliyeti Varsayımını, Devamlı envanter
sistemini kullanan işletmeler uygulamaktadırlar.
İşletmelerin sattıkları malların ve dönem sonunda
ellerinde bulunan ticari mal stoku maliyetinin, söz konusu
varlıkların satın alındıkları değer üzerinden belirlenmesini
esas alan bir yöntemdir. Genellikle stok devir hızı düşük,
pahalı ürün ticareti yapan işletmeler tarafından kullanılır.
Gerçek maliyet yöntemi, hem devamlı hem de aralıklı
envanter sistemi için uygulanabilir. Ancak gerçek
maliyetin özellikleri göz önünde bulundurulduğunda
devamlı envanter uygulayan işletmelerin bu yöntemi
uygulaması daha mantıklıdır.
Bu yöntemin kullanılmasında en öne çıkan tercih sebebi,
satılan mala ilişkin gelir ile maliyeti kolaylıkla eşleştirme
ve karşılaştırma yapılabilmesidir.
İlk Giren İlk Çıkar Maliyet Varsayımı (İGİÇ), hem
Devamlı hem de Aralıklı Envanter Sistemini kullanan
işletmeler tarafından kullanılabilir. Bu varsayım sadece
satılan malların ve dönem sonu ticari mal stokunun
maliyetinin hesaplanabilmesi için kabul edilir. Malların
fiziki hareketi ile ilgisi yoktur. İşletmenin ilk satın aldığı
stoku ilk satacağı, dönem sonunda stokta kalan kalemlerin
ise en son satın aldığı stoklardan oluşmasıdır. Bu
varsayımı kullanabilmesi için işletmelerin envanterini
tamamlaması gerekmektedir.
İGİÇ varsayımında satılan malların maliyetinin işletmenin
ilk satın aldığı malları kapsadığı ve dönem sonunda
depoda kullanmalarının maliyetinin ise en son satın alınan
mallardan oluştuğu varsayılmaktadır. Bu varsayımın
devamlı envanter sistemine göre uygulanma farklılığı ise,
sadece tarihsel olarak detaylı bir takibin
gerçekleştirilememesidir.
Son Giren İlk Çıkar Maliyet Varsayımı (SGİÇ), İGİÇ gibi
hem Devamlı hem de Aralıklı Envanter Sistemini kullanan
işlemeler tarafından kullanılabilir. Bu yöntemde stoklara
son alınan stoktan çıkış yapmaya başlanır. SGİÇ
varsayımı ile en son depoya cari fiyatlarla giren stokun ilk
önce depodan çıkarılması nedeniyle, bu varsayım brüt kârı
en iyi ölçen varsayım olarak kabul edilir.
Bununla birlikte, satın alınan stokların maliyet değerinde
değişmeler aynı veya yakın kaldığı sürece, dönemsonu
stoklarının değeri bilânçoda doğruyu yansıtmayacaktır.
SGİÇ, genellikle fiziksel mal akışı uyumlu bir şekilde
takip edilemez.
SGİÇ varsayımı, bir mal satılacağı, üretime sevk edileceği
veya kullanılacağı zaman depoya en yeni girmiş stokların
çıkarılması gerektiğini varsaymaktadır. Ticari mal
maliyetinin altında satılması durumunda SGİÇ
varsayımında işletmenin özkaynakları azalırken aynı
zamanda olması gerekenden daha az vergi yükümlülüğü
avantajı sağlanmaktadır.
Ortalama Maliyet Varsayımı yaklaşımı da Devamlı ve
Aralıklı envanter sistemi için uygundur. İşletmenin farklı
fiyattan satın aldığı mallar arasında seçim yapmaktansa,
birim ve maliyet yönünden ortalamasını alıp ortalama
maliyet yaratmayı hedefler. Bu yöntem stoklarla ilgili
işlemlerini devamlı envanter yöntemine göre
muhasebeleştiren bir işletme tarafından kullanılması
durumunda hareketli ortalama maliyet adını alır.

Stokların Envanter (Dönemsonu) İşlemleri

Her ticari işletmenin temel amacı almış olduğu stokları
karlı bir şekilde satmaktır.
Stok sayımı, maliyeti yüksek ve zaman kaybı çok olan bir
işlemdir. Fiziki sayımların düzenli ve yanlış olmaması için
insan gücüne, donanıma, yazılıma, koordinasyona ve
özellikle zaman planlamasının doğru bir şekilde
yapılmasına ihtiyaç vardır.
Stokların fiziki olarak sayılması stoklarla alakalı doğru
muhasebe bilgileri edinilmesi ve bunların takip edilmesi
açısından son derece önemli bir işlemdir.
Bu önemli işlemi yaparken işletmenin aşağıdaki hususlara
dikkat etmesi gerekmektedir:
• İşletmenin satışlarına engel olmamalı,
• Konusunda uzman bir ekip tarafından süratli bir
şekilde yapılmalı,
• İşletme yöneticilerinin ve yetkililerinin
gözetiminde gerçekleştirilmeli
• İşletme üst yönetiminin sayım sonucunu
etkileyecek müdahalelere meydan vermeyecek
şekilde tarafsız bir sayım gerçekleştirilmelidir.
İşletmenin stok sayımına ilişkin yazılı kurallarının
(prosedür) ve bir akış planının bulunması gerekmektedir.
Stok sayımı sadece depolarındaki stokların sayılması
anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda satışın
gerçekleştirildiği mağaza, şube, teşhir alanları, yoldaki
mallar ile konsinye (emanet) malları da sayıma dahil
edilmeli ve detaylı bir lokasyon planı oluşturulmalıdır.
Envanteri kolaylaştıran bazı yöntemler aşağıda
sıralanmıştır.
• Perakende Yöntemi
• Standart Maliyet Yöntemi
Toplu satış yapan, stok sirkülasyonu çok fazla olan
işletmelerde perakende yöntemi uygulanır. Perakende
yöntemi, stokların maliyeti, stokların uygun bir brüt kar
marjının düşürülmesi suretiyle bulunmaktadır.
Satın alma maliyetinin veya satış fiyatının değerleme
sonuçlarına yakın değerlere sahip olması durumunda
işletmeler standart maliyet yöntemini kullanmayı tercih
edebilir. Stoklar standart maliyetlere dayalı olarak
değerlendirildiğinde, stokların ambara girişi ve çıkışı
miktarsal olarak takip edilmektedir. Böylece stok
hareketlerinde tutarlar olmadığı için yöntem; kolay,
masrafsız ve dönem boyunca maliyet kontrolü yapmaya
olanak sağlayan bir yöntemdir.
Ticari işletmelerin temel amacı stok alıp karlı bir şekilde
satmaktır. Buna ilişkin olarak da kar ve zararın en az hata
ile ölçülmesi son derece önemlidir.
İşletmelerin satmak amacıyla satın aldıkları ve bilanço
gününde stok olarak bulunan varlıkların maliyet değeriyle
değerlenmesi gerektiğini Vergi Usul Kanunu (VUK)
belirtmektedir.
Stokların değerlenmesinde değeri düşen stokların maliyet
üzerinden değerlenmesine Vergi Usul Kanunu izin
vermediği için, bu tür stokların değerlenmesinde emsal
bedeli kullanılır. Gerçek bedeli bilinmeyen veya doğru
tespit edilemeyen malın, değerleme gününde satılması
halinde biçilen bedele emsal bedeli denir.
VUK emsal bedelinin uygulanma sürecinin üç aşamada
olması gerektiğini belirtmektedir. Bunlar;
1. Ortalama fiyat yöntemi
2. Maliyet bedeli yöntemi
3. Takdir yöntemi
Türk Ticaret Kanununda stokların değerlenmesi, Türkiye
Muhasebe Standartları’nda gösterilen ölçülerin esas
alınması hükme bağlanmaktadır. Bu sebeple stok
kalemleri satın alındıkları tarihteki maliyet üzerinden
kayda alınmaktadır.
İşin normal akış içinde tahmini satış fiyatından tahmini
tamamlanma maliyeti ve satışı gerçekleştirmek için
gerekli tahmini satış giderleri toplamının düşürülmesiyle
elde edilen tutara net gerçekleşebilir değer denir.
Stokların satılabilir hale getirilebilmesi için katlanılan
maliyete tamamlama maliyeti denir.
Bilançonun düzenlendiği tarihte sahip olunan varlığın,
aynı yaştaki, aynı verimdeki benzer varlıkların veya
benzer üretim ve hizmet sunabilen ya da benzer kar
edebilme yeteneğine sahip olan varlıkların edinilebilmesi
için katlanılacak maliyetlere eşit olan değere yenileme
maliyeti denir.
Stok kaleminin net gerçekleşebilir değerini hesaplamak
için;
• Stok kaleminin piyasa değeri tespit edilir.
• Varlığın satışına ilişkin tüm maliyetler toplanır.
• Net gerçekleşebilir değeri hesaplamak için piyasa
değerinden satış maliyetleri çıkarılır.
Bu işlemlerden, Net Gerçekleşebilir Değer (NGD)
aşağıdaki gibi formüle edilir:
NGD = Tahmini Satış Fiyatı – (Tahmini Tamamlama
Maliyeti + Tahmini Satış Gideri)
Stoklar, maliyetinin altında bir değere düşmesi
durumunda, tarihi maliyet ilkesinden bir sapma ile karşı
karşıya kalınır. Stokların raporlama tarihinde net
gerçekleşebilir değere göre düzeltilmesinden sonraki
dönemlerde, işletmeler net gerçekleşebilir değeri yeniden
gözden geçirmek durumundadır. Net gerçekleşebilir
değerin, maliyet değerinin altına düşmesi durumunda stok
değer düşüklüğü karşılığı gider olarak kayda alınmaktadır.
Her raporlama döneminde işletmenin net gerçekleşebilir
değerini gözden geçirmesi gerekmektedir. Net
gerçekleşebilir değere ilişkin tahminler yapılırken, ayrıca,
stokların elde tutulma amacı da dikkate alınmalıdır.

Ünite 5: Duran Varlıklara İlişkin Dönemsonu İşlemleri 

Giriş

Duran varlıklar, bir yıldan ya da bir faaliyet döneminden
daha kısa sürede nakde dönüşmesi, tüketilmesi, satılması,
öngörülmeyen varlıklar ile işletme tarafından uzun süre
kullanılarak fayda elde edilmesi söz konusu olan
varlıklardır.

Uzun Vadeli Alacaklar

Vadesi bir yıldan uzun olan tüm alacaklar, duran varlıklar
arasında gösterilirler. Envanter ve değerleme işlemleri kısa
vadeli alacaklarla aynıdır. Bu alacaklara özgü yapılması
gereken en önemli dönemsonu işlemi, vadesi yaklaştığı
için uzun vadeli olma özelliğini yitiren alacakların, kısa
vadeli alacaklara devredilmesidir. Dolayısıyla, vadesi bir
yılın altına inen alacakların, kısa vadeli alacak olarak
sınıflandırılması gerekir.

Mali Duran Varlıklar

Tekdüzen Muhasebe Sistemi’nde bir işletmenin uzun
vadeli amaçlarla satın aldığı veya çeşitli nedenlerle bir yıl
içinde nakde dönüştürme olanağı bulunmayan veya yasal
zorunluluklar nedeniyle elde tutulan menkul kıymetler
mali duran varlıklar sınıfını oluşturmaktadır. Bu sistemde
mali duran varlıklarla ilgili hesaplar; bağlı menkul
kıymetler, iştirakler, bağlı ortaklıklardır.
Değerleme yapmanın amacı, varlıkların bilançoda hangi
değerle gösterileceğinin saptanmasıdır. Vergi Usul
Kanunu’na (VUK) göre hisse senetleri alış değeri ile diğer
menkul kıymetler borsa rayici ile değerlenecektir.
Türkiye Muhasebe Standartlarında finansal varlıkların
değerlemesinde aşağıdaki yöntemler kullanılmaktadır:
– Gerçeğe uygun değer (borsa rayici),
– Maliyet değeri
– İtfa edilmiş maliyet
Hangi yöntemin kullanılacağı finansal varlığın elde
tutulma amacına ve sözleşmeye bağlı nakit akışı
özelliklerine göre belirlenir.
Menkul kıymet değer azalışları için kaydedilen giderler
vergi mevzuatımıza göre kanunen kabul edilmeyen
giderdir.
Bağlı menkul kıymetlerin dönemsonu işlemleri
kapsamında satılmaya hazır finansal varlıklar ve diğer
menkul kıymetler izlenir.
Değerlemesi: Türkiye Muhasebe Standartlarına göre
gerçeğe uygun değerle, borsa fiyatlarının olması
durumunda borsa rayici ile yapılır. Borsa fiyatı ile maliyet
arasındaki fark finansal varlık değerleme farkları hesabına
kaydedilerek öz kaynakta muhasebeleştirilir. Borsa
fiyatının olmaması durumunda maliyetle değerlendirilir.
Eğer menkul kıymet satılırsa öz kaynaklarda Finansal
Varlık Değerleme Farklarında biriken tutarlar sonuç
hesaplarına aktarılır.
Uzun vadeli yatırım amacı ile edinilen finansal varlıklar
da itfa edilmiş maliyetle değerlendirilir.
İtfa edilmiş maliyet, gelecekteki nakit girişlerinin etkin
faiz oranı ile iskonto edilmiş bugünkü değeridir.
Etkin faiz oranı, gelecekteki nakit tahsilatları tam olarak
defter değerine indirgeyen orandır. İç verim oranı olarak
da bilinir.
Değer düşüklüğü söz konusuysa karşılık kaydı yapılır.
Karşılık kaydı, ihtiyatlılık kavramı gereği değer
düşüklüğünün yaratacağı olası zararlar için peşinen gider
yazılması işlemidir. Bu gider, VUK açısından kanunen
kabul edilmeyen giderdir ve dönemsonunda matraha ilave
edilmek üzere nazım hesaplarda izlenir.
Satışa hazır menkul kıymetler ve vadeye kadar elde
tutulacak menkul kıymetler için hesaplanan faizler menkul
kıymetin faiz oranına göre değil, menkul kıymetin
ediniminde gerçekleşen etkin faiz oranına göre hesaplanır
ve her dönem için faiz geliri olarak kaydedilir.
İştirakler, başka bir şirketin doğrudan veya dolaylı olarak
yönetimine ve ortaklık politikalarının belirlenmesine
katılmak amacı ile edinilen hisse senetleri olarak
tanımlanmaktadır.
İştiraklerin dönemsonu işlemleri ve değerlemesi; VUK’a
göre iştirak ve bağlı ortaklık ayrımı yapılmaksızın hisse
senedi çıkaran işletmelerdeki bu yatırımlar hisse
senetlerinin alış değeri ile diğerleri ise kayıtlı değerleri ile
yapılır.
Maliyet değeri ile değerlemede yatırım maliyet bedeli
üzerinden izlenir.
Borsa değeri ile değerlemede iştirak edilen şirketin hisse
senetleri borsaya kayıtlı ise borsa rayici ile değerlenebilir.
Öz kaynak yöntemi ile önemli etkinlik taşıyan iştirakler
konsolide finansal tablolarda değerlenir.
İştiraklerin öz kaynaklarındaki artışı veya azalışlar, kâr
veya zarardan ve yeniden değerlemeden doğar.
Değer düşüklüğü kavramında Türkiye Muhasebe
Standartlarına göre gerçeğe uygun değerle değerlenen
iştiraklerin gerçeğe uygun değerleri maliyetin altına
düştüğünde olumsuz fark “Finansal Varlık Değerleme
Farkları” hesabına kaydedilir ve öz kaynaklarda bir
indirim olarak yer alır. Ancak değer düşüklüğünün sürekli
hâle gelmesi ve iştiraklerdeki değer kayıplarının nesnel
göstergeleri olması durumunda öz kaynaklardaki olumsuz
farklar sonuç hesaplarına aktarılır.
İştirak paylarının borsa veya piyasa değerlerinde sürekli
veya önemli ölçüde meydana gelen değer düşüklükleri
“244 İştirakler Sermaye Payları Değer Düşüklüğü
Karşılığı” hesabında izlenir.
Bağlı ortaklıkların dönemsonu işlemleri iştiraklerde
olduğu gibidir.

Maddi Duran Varlıklar

Maddi duran varlıklar, işletmenin satmak amacıyla değil,
asıl faaliyetini sürdürebilmek için satın aldığı ve ekonomik
(faydalı) ömrü bir yıldan uzun, fiziki yapıya sahip
varlıklarıdır.
Dönemsonunda maddi duran varlıklarla ilgili olarak
muhasebe dışı envanter kapsamında öncelikle sayım ve
değerleme yapılır ve daha sonra elde edilen sonuçlara göre
gerekli ayarlama ve düzeltme kayıtları yapılır.
Maddi duran varlıkların sayımı işlemi mevcut varlıkların
sayılması yoluyla yapılır. Sayım sonuçları ile kayıtlar
karşılaştırılır ve fazlalık veya noksanlıklar belirlenir.
Maddi duran varlıkların Vergi Usul Kanunu’na göre
değerlemesi maliyetle yapılır. Bir varlığın maliyeti,
varlığın satın alınması durumunda satın alma bedeli,
varlığın imal veya inşa ettirilmesi durumunda imal ve inşa
için yapılan harcamaların toplamıdır. Ancak, maddi duran
varlık alımı ile ilgili faiz ve kur farklarının
aktifleştirilmesine yalnızca özellikli varlıklarda izin
verilir.
Maddi duran varlıkların Türkiye Muhasebe Standartları’na
göre değerlemesinde yani bilançoda gösterilecek
değerlerinin belirlenmesinde, maliyet modeli veya yeniden
değerleme modeli uygulanabilir.
– Maliyet modeli: Temel yöntem olarak ifade edilen
maliyet modelinde duran varlık kalemi mali tablolarda
maliyetinden birikmiş amortismanları düşüldükten sonraki
değeri ile gösterilir.
– Yeniden değerleme modeli: Maddi duran varlık gerçeğe
uygun değeri ile değerlenir. Yeniden değerlenmiş tutar,
varlığın yeniden değerleme tarihindeki gerçeğe uygun
değerinden, yeniden değerlenmiş tutar üzerinden
hesaplanan birikmiş amortisman ve yine yeniden
değerlenmiş tutar üzerinden hesaplanan birikmiş değer
düşüklüğü zararının indirilmesi ile bulunur.
Enflasyon muhasebesi uygulamasından sonra vergi
mevzuatımızda maddi duran varlıkların yeniden
değerlemesine yer verilmemektedir.
Amortisman muhasebesi, bir varlığın maliyetinin
işletmeye yararlı olacağı tahmin edilen süre içinde gidere
dönüştürülmesi işlemidir. Amortisman hesaplamasında
bilinmesi gereken dört unsur aşağıdaki gibidir:
– Varlığın maliyeti: İlgili varlığın kullanıma hazır hâle
getirilebilmesi için katlanılan bedelin toplamıdır.
– Varlığın tahmini ekonomik (faydalı) ömrü: İlgili
varlığın işletmenin kullanım koşullarına göre beklenen
kullanım süresidir.
– Varlığın kalıntı (hurda) değeri: Varlığın ekonomik
ömrü sonundaki tahmini satış tutarıdır.
– Amortisman yöntemi: Her bir döneme düşen gider
tutarının hesaplanmasında aşağıdaki yöntemler kullanılır:
– Normal amortisman yöntemi,
– Hızlandırılmış amortisman yöntemi,
– Kullanım (üretim) miktarı yöntemi.
Amortisman muhasebesinin amacı, duran varlığın
maliyetinin faydalı ömrü içinde gidere dönüştürülmesi ve
böylelikle faydalı ömrün sonunda duran varlığın
yenilenmesi için fon yaratmaktır.
Normal amortisman yönteminde, her yıla ilişkin
amortisman payı, amortismana tabi tutarın varlığın
ekonomik ömrüne bölünmesiyle bulunur. Amortismana
tabi tutar, maddi duran varlığın maliyet bedelinden, kalıntı
değeri düşüldükten sonra kalan tutardır.
Bir varlığın maliyet bedelinden, birikmiş amortismanlar
düşüldükten sonra kalan tutara, varlığın net defter değeri
denir. Varlığın ekonomik ömrü sonundaki net defter
değeri, varlığın kalıntı değerine eşit olmalıdır.
Hızlandırılmış amortisman yönteminde, ilk yıllarda
varlığın maliyetinin daha büyük kısmı gidere
dönüştürülür.
Yaygın olarak kullanılan hızlandırılmış amortisman
yöntemleri; azalan bakiyeler yöntemi ve yıl sayıları
toplamı yöntemidir.
Azalan bakiyeler yönteminde, ilk önce amortisman oranı
hesaplanır. Daha sonra yöntemin varsayımına uygun
olarak amortisman payları hesaplanır.
– Amortisman oranı, normal amortisman
yönteminde kullanılan oranı iki katıdır. VUK’a
göre bu yöntemdeki hesaplanan amortisman oranı
%50’den büyük olamaz. (Azalan bakiyelerle
amortisman oranı = 2 × Normal amortisman
oranı ≤ %50)
– Amortisman süresi normal amortisman oranına
göre hesaplanır.
– Her yıl üzerinden amortisman ayrılacak değer,
maliyetten birikmiş amortismanların düşülmesi
ile bulunur (net defter değeri) ve bu değer
amortisman oranı ile çarpılarak amortisman payı
hesaplanır.
Bir maddi duran varlık için normal amortisman yöntemi
seçildikten sonra, takip eden yıllarda yöntem değişikliği
yapılamaz. Ancak, tersi mümkündür.
Azalan bakiyelerden normal amortismana dönülürken
defter değeri, kalan yıl sayısına bölünür.
Yıl sayıları toplamı yönteminde amortisman oranı, duran
varlık ömrünün kalan yıl sayısı, varlığın ömrünü ifade
eden sayıların toplamına bölünerek bulunur. Ülkemizde
uygulanmasına izin verilmemektedir.
Kullanım (üretim) miktarı yönteminde varlığın faydalı
ömrü boyunca üretebileceği birimler ya da kullanım
saatleri tahmin edilir. Varlığın amortismana tabi tutarı bu
birim veya saate bölünerek birim başına maliyet bulunur.
Daha sonra cari yılda duran varlık kullanım saati veya
duran varlık kullanılarak üretilen miktar, bu birim
maliyetle çarpılarak amortisman payı bulunur.
Kıst amortisman, bir amortisman yöntemi değildir.
Yalnızca, tescil belgelerinde binek otosu yazan
otomobiller için kıst amortisman hesaplanır.
Maddi duran varlıkların değerlemesinde TMS’ye göre
yeniden değerleme modelinin uygulanması durumunda
varlığın amortismana tabi tutarı da artacağından izleyen
dönemlerde amortisman tutarı da artacaktır.
Amortismanların muhasebeleştirilmesinde, işletmeler her
yıl sonunda seçtikleri amortisman yöntemime göre
amortisman payını hesapladıktan sonra muhasebe kaydını
yapar.
Maddi duran varlıkların satışı ve yenileme fonu
kapsamında; işletme almış olduğu bir maddi duran varlığı
uzun süre kullanmak amacı ile edinirse de ekonomik ömrü
dolmadan satabilir. Satışı işleminde, varlığın net defter
değeri ile satış değeri karşılaştırılarak satış kârı veya zararı
bulunur. Satışın yapıldığı yılda amortisman payı
hesaplanmayacağı için net defter değeri hesaplanırken
dikkate alınacak olan birikmiş amortisman tutarı, önceki
yıl sonundaki birikmiş amortisman tutarı olacaktır.
Yapılan satışın yenileme amacıyla yapılmış olması
durumunda, vergi mevzuatımıza göre yenileme fonuna
kayıt yapılmasının ve fonun kullanılmasının belirli
koşulları vardır. Bunlar:
– Bilanço esasına göre defter tutulması,
– Varlığı yenilenmek üzere satıldığına ilişkin ilgili
idari kurul kararının olması,
– Satın alınacak yeni varlığın satılan varlıkla
benzer nitelikte olması,
– Üç yıl içinde yeni varlığın satın alınmış
olmasıdır.

Maddi Olmayan Duran Varlıklar

Maddi olmayan duran varlıklar, işletme tarafından
kullanılarak, kiralanarak veya satılarak gelecekte
ekonomik yararlar elde edilebilecek fiziksel niteliği
olmayan ve yararlı ömrü bir yıldan uzun varlıklardır.
Tekdüzen Muhasebe Sistemi’nde maddi olmayan duran
varlıklar, haklar, şerefiye, kuruluş ve örgütlenme giderleri,
araştırma ve geliştirme giderleri, özel maliyetler ve diğer
maddi olmayan duran varlıklar olarak sınıflandırılmıştır.
VUK’a göre değerleme ve itfa edilmesi aşağıdaki gibi
yapılmaktadır.
– Haklar: Dönemsonunda yapılması gereken işlemler yıl
içinde satın alınmış bir hakkın maliyetinin doğru olarak
kaydedilip, kaydedilmediğinin tespiti ve itfa payının
hesaplanması olarak iki başlıkta toplanabilir.
– Şerefiye: Bir işletme, başka bir işletmeyi satın aldığında,
satın alma bedeli ile satın alınan şirketin net varlıklarının
gerçeğe uygun değeri arasındaki farktır. Oluşan fark
negatif ise gelir olarak kaydedilir. Pozitif ise şerefiye
hesabına kaydedilerek aktifleştirilir. Mukayyet değer ile
değerlenir. VUK’a göre şerefiyenin yararlı ömrü 5 yıldır.
Dönemsonunda öncelikle, şerefiye tutarının
hesaplanmasına ilişkin işlemlerin kontrol edilmesi ve söz
konusu tutarın doğrulanması gerekir.
– Kuruluş ve Örgütlenme Giderleri: Bir işletmenin ilk
kuruluşu veya yeni bir şubesinin açılması sırasında
katlandığı müşavirlik ücreti, noter ve tescil masrafları vb.
giderlerdir. Gelir vergisi mükellefleri, bu tür giderleri
oluştukları dönemde gider kaydederler. Dönemsonunda,
işletmelerin varsa aktifleştirdikleri kuruluş ve örgütlenme
giderlerini itfa etmeleri gerekecektir.
– Araştırma ve Geliştirme Giderleri: VUK’a göre
açıklayıcı bir hüküm bulanmamaktadır. Dolayısıyla, bu
giderler oluştukları dönemde gider kaydedilirler.
– Özel Maliyetler: İşletmelerin kiralamış oldukları
gayrimenkulleri kullanım amacına uygun hale
getirebilmek amacıyla kalıcı yatırımlar yapmak için
yaptığı harcamalar Özel Maliyetler hesabında izlenir. Özel
maliyet tutarı, itfa edilirken kiraya konu varlık işletmenin
hangi fonksiyonunda kullanılacaksa, onunla ilgili gider
hesabına kaydedilir.
VUK’a göre maddi olmayan duran varlıkların genelde
faydalı ömürleri (kullanım süreleri) belli ise faydalı
ömürleri içinde, belli değil ise 5 yıl içinde itfa edilmelidir.
TMS ile Vergi Usul Kanunu ve mevcut yasal mevzuat
arasında maddi olmayan duran varlıkların tanınması ve ilk
muhasebeleştirilmesi konusundaki farklılıklardan bazıları
aşağıdadır:
– Türkiye Muhasebe Standartlarına göre kuruluş ve
örgütlenme giderleri doğrudan gider yazılır.
– Araştırma ve geliştirme giderleri iki safhada ele
alınır. Araştırma safhasında katlanılan giderler,
doğrudan gider yazılırken geliştirme safhasında
katlanılan giderler aktifleştirilir.
– VUK’da olduğu gibi negatif şerefiye doğrudan
gelir olarak kaydedilir. Pozitif şerefiye ise
aktifleştirilir. Ancak, aktifleştirilen şerefiye
tutarının yararlı ömrü sınırsız olduğu için itfa
edilmeyip, her yılsonunda değer düşüklüğü
testine tabi tutulur.
Maddi olmayan duran varlıkların itfası için öncelikle bir
maddi olmayan duran varlığın yararlı ömrünün sınırlı mı
yoksa sınırsız mı olduğu değerlendirmelidir. Standarda
göre, belirli faydalı ömre sahip maddi olmayan duran
varlıkların bu ömürleri içinde sistematik olarak itfa
edilecekleri belirtilmektedir. Ancak ekonomik ömür,
baştan tahmin edilemiyorsa her yılın sonunda yeniden
değerleme yapılarak ve varlığın ne kadar daha
kullanılabileceği tahmin edilmelidir. Bu işlemde varlığın
net defter değeri, kalan süreye bölünerek itfa payı
hesaplanır. Varlığın işletmeye net nakit girişi sağlaması
beklenilen süre için öngörülebilir bir sınır olmaması
durumunda, maddi olmayan duran varlık sınırsız faydalı
ömre sahiptir. Faydalı ömrü sınırsız olan maddi olmayan
duran varlıklar için itfa payı hesaplanmaz.
Faydalı ömür, bir varlığın işletme tarafından
kullanılmasının beklendiği süreyi veya işletme tarafından
ilgili varlıktan elde edilmesi beklenilen üretim sayısı veya
benzeri üretim birimini ifade eder.
Standarda göre sözleşmeden doğan haklardan veya diğer
yasal haklardan kaynaklanan bir maddi olmayan duran
varlığın faydalı ömrü, sözleşmedeki geçerlilik süresini
aşamaz ancak işletmenin varlığı kullanmayı beklediği
süreye bağlı olarak bu süreden daha kısa olabilir.
Sınırlı yararlı ömre sahip bir maddi olmayan duran
varlığın itfaya tabi tutarı, faydalı ömrü boyunca sistematik
olarak dağıtılır. İtfa işlemi, varlığın kullanıma hazır
olduğunda başlatılır. Bu işlem varlığın satış amaçlı elde
bulundurulan olarak sınıflandırıldığı tarih ile varlığın
elden çıkarıldığı tarihten erken olanı itibariyle durdurulur.
VUK’da maddi olmayan duran varlıkların itfası için
sadece normal amortisman yöntemi kullanılır. Türkiye
Muhasebe Standartlarında ise kullanılabilecek olan itfa
yöntemleri aşağıdaki gibidir:
– Normal (doğrusal) itfa yöntemi,
– Azalan bakiyeler yöntemi,
– Üretim birimleri yöntemi.
Sınırlı yararlı ömre sahip bir maddi olmayan duran
varlığın kalıntı değeri, üçüncü bir şahıs, ilgili varlığı
yararlı ömrünün sonunda satın alacağını taahhüt
etmedikçe veya varlıkla ilgili aktif bir piyasa mevcut
olmadıkça sıfır olarak kabul edilecektir.

Maddi ve Maddi Olmayan Varlıklarda Değer

Düşüklüğü

TMS 36’ya göre bir varlığın defter değeri, varlığın
kullanımı veya satışı ile geri kazanılabilecek değerden
fazla olması durumunda, varlık geri kazanılabilir tutardan
daha yüksek değerle izlenmektedir ve varlık değer
düşüklüğüne uğramıştır. Bu durumda değer düşüklüğü
zararının muhasebeleştirilmesi gerekir.
Varlığın geri kazanılabilecek değeri net satış fiyatı ve
kullanım değerinden yüksek olanıdır.
Değer düşüklüğünün değerlendirilmesinde ilgili varlığın
geri kazanılabilir tutarını tahmin eder ve geri kazanılabilir
değerin belirlenmesinde varlığın net satış fiyatı yani net
geçekleşebilir değeri ile kullanım değeri dikkate alınır.
Net gerçekleşebilir değer tahmini satış fiyatından, tahmini
satış giderleri düşüldükten sonra kalan değerdir. Kullanım
değeri (işletmeye özgü değer) ise varlıktan elde edilmesi
beklenen gelecekteki nakit akımlarının bugünkü değeridir.
Geri kazanılabilir değer bu iki değerden büyük olanıdır ve
Varlığın Defter Değeri > Geri Kazanılabilir Değer ise
değer düşüklüğü vardır.
Kullanım değeri işletmenin bir varlığın devamlı
kullanımından veya elden çıkarttığında elde etmeyi
beklediği değerdir.
İşletme varlığın değer düşüklüğüne uğrayıp uğramadığını
gösteren belirtileri saptarken iç ve dış bilgi kaynaklarını
kullanabilir.
Değer düşüklüğünün muhasebeleştirilmesinde varlık
maliyet bedeli veya yeniden değerlenmiş değerler
üzerinden izlenebilir.
Varlığın maliyet bedeli ile izlenmesi durumunda değer
düşüklüğü kavramında değer düşüklüğü varlığın
değerinden bir indirim olarak gösterilirken, değer
düşüklüğünden doğan gider bir gelir tablosu hesabına
kaydedilir.
Yeniden değerlenmiş değerler üzerinden izlenen varlıkta
değer düşüklüğü kavramında değerleme farkları öz
kaynaklarda “Duran Varlık Yeniden Değerleme Artışları”
hesabında izlenir. Eğer bu hesabın kalanı var ise değer
düşüklüğü önce bu hesaptan mahsup edilir, aşan kısım
gider yazılır.

Ünite 6: Yabancı Kaynaklar ve Öz Kaynaklara İlişkin Dönemsonu İşlemleri 

Giriş

İşletmelerin sahip olduğu kaynaklar, işletme sahipleri
yoluyla veya üçüncü kişilerden borçlanılarak elde edilirler.
İşletme sahiplerinden edinilen kaynağa öz kaynak, üçüncü
kişilerden sağlanan kaynağa ise yabancı kaynak denir.
Üçüncü kişilerin işletmenin varlıkları üzerindeki haklarını
gösteren yabancı kaynaklar, işletmenin ticari borçları ve
mali borçlarından oluşur. Yabancı kaynaklar, Tek Düzen
Muhasebe Sistemi’nde vadelerine göre sınıflandırılır.
Vadesi bir yıldan kısa olanlar kısa vadeli yabancı kaynak,
bir yıldan uzun olanlar ise uzun vadeli yabancı kaynak
olarak tanımlanır.

Ticari Borçlar

Ticari borçlar, işletmenin ticari faaliyetini sürdürebilmek
için yapmış olduğu mal ya da hizmet alımından
kaynaklanan borçlarıdır. Senetsiz borçlar, Satıcılar
hesabında; senetli borçlar Borç Senetleri hesabında izlenir.
Satıcılar hesabı yardımcı hesap kullanılmasını gerektiren
bir ana hesap niteliğinde olduğu için envanter günü
itibariyle Satıcılar ana hesabı ile tüm yardımcı hesapların
toplamının eşit olup olmadığı kontrol edilir. Eşitlik yoksa
nedeni araştırılarak gerekli düzeltmeler yapılır.
Satıcılar hesabı, Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 281.
Maddesi gereği mukayyet değerle değerlenir. Buna göre
Satıcılar hesabının doğruluğu sağlandıktan sonra,
satıcılara olan borçlar hesap kalanının tutarı üzerinden
bilançoda gösterir. Vergi mevzuatımıza
göre senetsiz borçlar da mukayyet değer değerlenirler.
Türk Lirası cinsinden senetsiz borçlar için dönem sonunda
başka bir işlemin yapılmasına gerek yoktur. Yabancı para
cinsinden senetsiz borçlar Maliye Bakanlığı tarafından
ilan edilen döviz kuru esas alınarak değerlenir.
Türkiye Muhasebe Standartlarına göre borçların gerçeğe
uygun değerle ölçülmesi ve muhasebeleştirilmesinde
iskonto edilmiş tutarın kaydedilmesi esası söz konusudur.
Vadeli mal alımlarında vade farkı satın alınmış olan mal
veya hizmetin maliyetine kaydedilmemekte ayrı bir hesap
olan Ertelenmiş Ticari Borçlar Vade Farkı hesabında
izlenmektedir. Bu vade farkından döneme isabet eden
tutar, döneme ait Finansman Giderleri hesabına dönem
sonunda aktarılmalıdır.
Borç senetleri, işletmenin yetkililerince imzalanmış
bonolar ve kabul edilmiş poliçelerdir. Borç senetleri
hesabı pasif karakterlidir ve bu hesabın alacağına senetli
borçlar nominal değerleriyle kaydedilir.
Banka, banker ve sigorta şirketleri hem senetli hem de
senetsiz borçlarını tasarruf değeri ile değerlerler. Bunların
dışında kalan şirketler ise borç senetlerini mukayyet
değerle ya da tasarruf değeri ile değerleyebilirler.
Mukayyet değerle değerlerken Türk Lirası cinsinden
düzenlenmiş borç senetleri için dönem sonunda
tutarlarının doğrulanması dışında herhangi bir işlem
yapılması gerekmemektedir. Ancak yabancı para
cinsinden düzenlenmiş borç senetlerini değerlerken
yılsonunda Maliye Bakanlığı tarafından ilan edilen döviz
kurlarını esas alarak değerlemek gerekmektedir.
Banka, banker ve sigorta şirketleri hem senetli hem de
senetsiz borçlarını tasarruf değeri ile değerlerler.
Tasarruf değeri ile değerleme yapılırken borç senetlerinin
değerleme tarihindeki tasarruf değerleri tek tek hesap
edilecektir. Bu hesaplamada her bir senedin değerleme
günü ile vade tarihi arasındaki süre esas alınarak iskonto
tutarı belirlenir. İskonto tutarı senedin nominal değerinden
düşülerek senedin tasarruf değeri bulunur. Alacak senetleri
ile ilgili bu işleme reeskont işlemi denilmektedir.
Alacak senetlerini reeskonta tabi tutan işletmelerin, varsa
borç senetlerini de reeskonta tabi tutmaları gerekmektedir.
İşletme alacak senetlerini değil de sadece borç senetlerini
de reeskonta tabi tutabilir. Ancak işletme sadece borç
senetleri içinde yer alan bir veya birkaç senedi reeskonta
tabi tutamaz. Böyle bir durumu tercih eden işletme tüm
borç senetlerini reeskonta tabi tutmalıdır. İskonto tutarının
hesaplanması tıpkı alacak senetlerinde olduğu gibidir.
Hesaplanan iskonto tutarı geçici bir hesaba kaydedilir ve
ertesi yıl iste ters yazılarak kapatılır.
Paranın zaman değerinden ötürü, borç senetlerinin
değerleme günündeki tasarruf değeri, vade bitimindeki
değerinden daha düşük olacağından aradaki fark gelir
olarak kaydedilmelidir. Borç Senetleri Reeskonto hesabı,
pasif düzenleyici bir hesap olup bilançoda Borç Senetleri
hesabının altında eksi olarak gösterilir.
Yabancı para cinsinden borç senetlerinin de reeskonta tabi
tutulması gerekmektedir. Bu durumda iskonto oranı olarak
Libor esas alınmalıdır.
LİBOR, Londra Bankalar arası Para Piyasasında, kredisi
yüksek bankaların birbirine ABD doları üzerinden borç
verme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır. Londra
saati ile 11:00’de sabitlenen bu oran piyasalar tarafından
referans faizi olarak kullanılmaktadır.
Eğer işletme borç senedini düzenlediği zaman Türkiye
Muhasebe Standartlarına (TMS) göre kayıt yaptırmış ve
vade farkı 322 Borç Senetleri hesabına alınarak
kaydedilmişse dönem sonunda döneme ilişkin vade farkı
finansman giderleri hesabına aktarılmalıdır.

Mali Borçlar

İşletmeler ekonomik gelişmelerden ötürü sadece öz
kaynakları ile yetinmeyip sıklıkla yabancı kaynaklara da
başvurabilmektedirler. Bu kaynaklar içinde işletmelerin
banka ve diğer kredi kurumlarından sağladıkları kaynaklar
ile borçlanma amacıyla menkul kıymet ihracı ile sağladığı
kaynaklar mali borçları oluşturmaktadır.
Tek Düzen Muhasebe Sistemi’ne göre Banka Kredileri
hesabı, işletmelerin bankalardan aldığı her türlü kredilerin
(borçlu cari hesap, avans, teminat mektubu şeklinde kredi,
Türk Lirası veya yabancı para cinsinden) izlendiği
hesaptır. Bankalardan sağlanan krediler türlerine göre
uzun vadeli veya kısa vadeli olabilirler. Vadesi bir yıldan
kısa olan banka kredileri 300 kodlu Banka Kredileri
hesabında vadesi bir yıldan uzun olanlar ise 400 kodlu
Banka Kredileri hesabında izlenir.
Banka kredileri ile ilgili dönem sonu işlemleri yapılırken
öncelikle yardımcı hesaplar ile Banka kredileri ana
hesabının toplamlarının uygunluğu araştırılır. Daha sonra
bankalardan gelen hesap özetleri ile işletmenin tutmuş
olduğu kayıtlar karşılaştırılarak bankalarla mutabakat
sağlanır. Eğer bu mutabakatta işletmenin kayıtlarından
kaynaklanan bir farklılık varsa Bankalar hesabında olduğu
gibi düzeltilir. Bunların dışında Banka Kredileri ile ilgili
olarak dönem sonunda yapılacak işlemler şunlardır:
– Yabancı para cinsinden alınan banka kredilerinin
değerlenmesi.
– Döneme ilişkin faizlerin hesaplanarak
kaydedilmesi.
– Yılsonu itibariyle kısa vadeli hale gelen
kredilerin ilgili hesaplara aktarılması.
Yabancı para cinsinden alınan krediler, işlem tarihinde
Maliye Bakanlığı tarafından ilan edilen kurla değerlenir ve
Türk lirasına dönüştürülerek muhasebeleştirilirler. Kredi
alma işlemi bir finans işlemi olduğu için yabancı para
cinsinden alınan kredilerin dönem sonu değerleme
işleminden kaynaklanan farklar, finansman gideri olarak
kaydedilir.
Banka kredileri ile ilgili olarak dönem sonunda yapılması
gereken bir diğer işlem de dönem sonuna kadar geçen
sürede tahakkuk etmiş olan faizin hesaplanarak,
kaydedilmesidir. VUK’a göre henüz vadesi gelmemiş
banka kredilerinin işlemiş faizinin hesaplanarak gider
kaydedilmesi gerekir.
İşletmenin sağladığı uzun vadeli kredilerin vadeleri zaman
ilerledikçe kısalır ve bir yılın altına düşer. Bu durumda söz
konusu kredinin bilançoda kısa vadeli yabancı kaynaklar
arasında gösterilmesi gerekir. Tek Düzen Muhasebe
Sistemi’nde bu tür kredilerin, kısa vadeli olarak sağlanmış
olan diğer banka kredileri ile karıştırılmaması için 303
kodlu Uzun Vadeli Kredilerin Anapara Taksitleri ve
Faizler hesabına aktarılmaları öngörülmektedir. Söz
konusu hesaba uzun vadeli kredilerin, bilanço tarihinden
itibaren bir yıl içinde ödenecek anapara taksitleri ile
vadesi bir yılın altına düşenleri ve bunların tahakkuk ettiği
halde henüz ödenmeyen faizleri kaydedilir.
Tahvil, uzun vadeli borçlanma aracıdır. Ülkemizde sadece
anonim şirketler ve kamu iktisadi teşebbüsleri tahvil ihraç
edebilirler. Tahvil ihraç eden işletme, vade bitiminde
üzerinde yazılı olan nominal değer ve faizi öder. Tekdüzen
Muhasebe Sistemi’ne göre ihraç edilen tahviller,
Çıkarılmış Tahviller hesabında izlenmektedir. İşletmeler
nominal değerle veya günlük piyasa faizine bağlı olarak
nominal değerin altında veya üzerinde bir değerle tahvil
ihraç edebilirler. Nominal değerle ihraç edilen tahvillere
başa baş tahvil denir
Piyasa faiz oranı % 9 iken işletmenin % 8 faiz oranı ile
ihraç ettiği tahvile alıcı bulunabilmesi için iskontolu
olarak yani nominal değerinin altında satması gerekir. Tek
Düzen Muhasebe Sistemi’nde iskonto tutarı, pasif
düzenleyici bir hesap olan 408 kodlu Menkul Kıymet
İhraç Farkları hesabına kaydedilir. Menkul Kıymet İhraç
Farkları hesabında gösterilen iskonto tutarının, borcun
vadesine uygun olarak yıllara pay edilmesi gerekir. Bu
amaçla aşağıdaki yöntemlerden birisi kullanılabilir.
– Eşit paylı yöntem
– Etkin faiz yöntemi
Eşit paylı yöntemde iskonto tutarı, borcun vadesine
bölünerek yıllara eşit olarak dağıtılır.
Etkin faiz yöntemi kullanılarak iskonto tutarının yıllara
dağıtılmasında sırasıyla aşağıdaki işlemler yapılır.
– Her dönem gider yazılacak faiz gideri hesaplanır
(Tahvilin defter değeri ile efektif faiz oranı olan
% 9 çarpılır).
– Döneme ilişkin tahakkuk eden faiz gideri
hesaplanır (Tahvilin nominal değeri ile üzerinde
yazılı olan faiz oranı çarpılır).
– Döneme düşen (gider yazılacak) iskonto tutarı
hesaplanır.
İhraç edilen tahvilin fiyatını belirleyen en önemli unsur
(işletmenin kredibilitesi ve risk faktörünün yanı sıra)
piyasa faiz oranıdır. Piyasa faiz oranı, tahvilin üzerinde
yazılı olan faiz oranından düşükse tahvil primli ihraç edilir.
Etkin faiz yöntemi ile her yıl gider yazılacak faizin,
tahvilin defter değeri ile faiz oranı çarpımı kadar olması
sağlanır. Vergi Usul Kanunu’na göre çıkarılmış
tahviller itibari değerle değerlenirler (Madde 286). Bu
neden değerleme gününe kadar geçen süre için faiz
tahakkuku yapılması gerekmez.

Öz Kaynaklar

Öz kaynaklar veya öz sermaye, işletme sahiplerinin
işletmeye sermaye olarak verdikleri değerler ile işletme
faaliyetleri sonucu yaratılan ve henüz işletmeden
çekilmemiş dönem kârı (eksi zarar), önceki dönem kârları
(eksi önceki dönem zararları) ve yedeklerden oluşur. Öz
kaynak tutarı işletmenin net varlık toplamından yabancı
kaynakların düşülmesi ile elde edilir.
Dönem sonunda tüm gelir hesapları ile tüm gider hesapları
690 Dönem Kârı veya Zararı hesabına devredilerek
kapatılır. Dönem Kârı veya Zararı hesabının borç kalanı
kârı, alacak kalanı ise zararı gösterir.
Devir kaydı yapıldıktan sonra tüm giderler 690 Dönem
Kârı veya Zararı hesabının borcuna, tüm gelirler de
alacağına devredilmiş olur. Bu devir işlemi yapıldıktan
sonra söz konusu hesabın alacak kalanı, işletmenin vergi
öncesi kârını gösterir. Bu durumda öncelikle söz konusu
kâr üzerinden ödenecek vergi tutarının ve net kâr tutarının
hesaplanarak ilgili hesaplara kaydedilmesi gerekmektedir.
Dönem kârı bulunduktan sonra kanunen kabul edilmeyen
giderler bu tutara eklenip vergiden istisna kazançlar
düşülerek mali kâr (vergi matrahı) bulunur. Bulunan tutar
ile vergi oranı çarpılarak vergi tutarı hesaplanır.
Dönem kârı üzerinden hesaplanan vergi, takip eden yıl
ödenecektir. Bu nedenle ilgili kayıt yapılarak vergi
tutarının bilançonun pasifinde kısa vadeli borç olarak
(Dönem Kârı Vergi ve Diğer Yasal Yükümlülük
Karşılıkları) gözükmesi sağlanır. Net kâr tutarı ise ilgili
dönemde şirketin kendi kendine yaratmış olduğu değer
olarak öz kaynaklar arasında yer almalıdır.
590 Dönem Net Kârı Hesabı, işletmenin faaliyet dönemine
ilişkin vergi sonrası net kâr tutarının izlendiği hesaptır.
Takip eden yıl 580 Geçmiş Yıl Kârları hesabına devredilir.
Yedekler, işletme kârlarının gelecekte ortaya çıkabilecek
risklere karşı sermayenin korunması veya oto finansman
amacıyla dağıtılmayarak işletmede tutulan kısımlarıdır.
Tek şahıs işletmelerinde yedek ayrılması zorunluluğu
yoktur, buna karşılık sermaye şirketlerinde yedek
ayrılması zorunlu olup üçüncü kişilerin haklarının
korunması açısından önemlidir.
Yedekler çeşitli şekillerde sınıflandırılabilmektedir. Yedek
ayırma amacına göre sınıflandırılırsa; yedekler, genel
yedekler ve özel yedekler olarak sınıflandırılırlar. Yasal
zorunluluk bakımından; yedekler, yasal yedekler ve
ihtiyari yedekler olarak ayrılmaktadırlar. Tek Düzen
Muhasebe Sistemi’nde ise yedekler kâr yedekleri ve
sermaye yedekleri olarak iki gruba ayrılmaktadır.
Kâr yedekleri kâr üzerinden ayrılan yedeklerdir. Tekdüzen
Muhasebe Sistemi’nde kârdan ayrılacak yedekler;
– Yasal yedekler
– Statü yedekleri
– Olağanüstü yedekler
şeklinde sınıflandırılmıştır. Yasal yedekler, Türk Ticaret
Kanunu’na göre ayrılması zorunlu olan yedeklerdir. I.
Tertip ve II. Tertip olarak hesaplanır. Şirketler her yıl safi
kârın yüzde beşi kadar I. Tertip yedek ayırırlar. Ancak her
yıl ayrılmış olan I. Tertip yedek akçelerin toplam tutarı
ödenmiş sermayenin yüzde yirmisini geçemez. Ayrıca
ortaklara ve kârdan pay alan diğer kişilere dağıtılmasına
karar verilen kârın % 10’u kadar II. Tertip yedek ayrılır.
Şirketin ana sözleşmesi gereği ayrılan yedeklere statü
yedekleri adı verilir. Şirketin yönetim kurulunun önerisi
ve genel kurulun kararı ile ayrılan yedeklere ise
olağanüstü yedekler denir.
Sermaye yedekleri ise sermaye hareketleri nedeni ile
ortaya çıkan ve işletmede bırakılan tutarlardır. Tekdüzen
Muhasebe Sistemi’nde sermaye yedekleri;
– Hisse senedi ihtiyaç primleri
– Hisse senedi iptal kârları
şeklinde sınıflandırılmıştır.

Ünite 7: Gelir ve Giderlere İlişkin Dönemsonu İşlemleri

Giriş

Dönemsonunda maliyet hesaplarında izlenen giderlerin
gelir tablosun hesaplarına aktarılması, döneme ait gelir ve
giderler kontrol edildikten sonra bütün gelir ve gider
hesaplarının Dönem Karı veya Zararı hesabına aktarılarak
dönem muhasebe karı veya zararının bulunması gerekir.

Maliyet ve Gider Hesapları

İşletme faaliyetleri dönemsellik kavramı gereği belirli
dönemlere ayrılarak değerlendirilmektedir. Dönem içinde
oluşan maliyetler 7/A veya 7/B seçeneklerine göre takip
edilebilmektedir. 7/A seçeneğinde dönem içinde oluşan
maliyetler üretim, araştırma, geliştirme, pazarlama,
yönetim ve finansman fonksiyonlarına göre ayrı ayrı takip
edilebilmektedir. 7/B seçeneğinde ise maliyetler dönem içi
gider çeşitlerine göre takip edilebilmekte, istendiği
taktirdeyse gelir tablosu ve 7/A seçeneğinde olduğu gibi
işletmenin fonksiyonlarına çevrilerek gelir tablosu ve
bilanço hesaplarına yansıtılabilir.
Üretim, araştırma, geliştirme, pazarlama, yönetim ve
finansman giderleri meydana geldiklerinde önce 7.
Gruptaki maliyet hesaplarına kaydedilir ve dönem
sonunda ilgili gelir tablosuna yansıtılır.
7/A seçeneğinde maliyetler oluştuklarında işletmenin
fonksiyonlarına göre ayrılarak gider hesaplarına
kaydedilirler. 7/A seçeneğinde mamul ve hizmet üretimine
ek olarak ticaret işletmeleri için kullanılacak hesaplar da
yer alır. 7/A seçeneğinde maliyet hesapları, bu hesapların
gelir tablosu ve bilançoya aktarılması için kullanılan
yansıtma hesapları ve fark hesapları yer alır. 7/A
seçeneğinde yer alan alt gruplar şunlardır:
– Direkt ilk madde ve malzeme giderleri
– Direkt işçilik giderleri
– Genel üretim giderleri
– Hizmet üretim maliyeti
– Araştırma ve geliştirme giderleri
– Pazarlama, satış ve dağıtım giderleri
– Genel yönetim giderleri
– Finansman giderleri
7/A seçeneğinde maliyetler fonksiyon esasına göre izlenir.
7/A seçeneğinde giderler ay sonu, üç ay sonu veya
dönemsonunda, yansıtma hesapları aracılığı ile gelir
tablosu hesaplarına aktarılırlar. Dönemsonunda ise
yansıtma hesabı ile maliyet hesapları karşılıklı olarak
kapatılırlar.
7/B seçeneğinde dönem içinde oluşan maliyetler çeşit
esasına göre gider hesaplarına kaydedilirler ve dönem
sonlarında işletmenin fonksiyonlarına göre ayrıldıktan
sonra yönetim, pazarlama, finansman giderleri olarak gelir
tablosuna aktarılırlar. 7/B Maliyet Hesapları aşağıda yer
almaktadır:
– 790. İlk madde ve malzeme giderleri
– 791. İşçi ücret ve giderleri
– 792. Memur ücret ve giderleri
– 793. Dışarıdan sağlanan fayda ve hizmetler
– 794. Çeşitli giderler
– 795. Vergi, resim ve harçlar
– 796. Amortismanlar ve tükenme payları
– 797. Finansman giderleri
– 798. Gider çeşitleri yansıtma hesabı (-)
– 799. Üretim maliyet hesabı
7/B seçeneğinde maliyetler çeşit esasına göre
izlenmektedir.

Gelir Hesapları

Gelir, hesap dönemi boyunca, sermayedarların katkılarıyla
ilgili olanlar dışındaki nakit girişleri veya varlıklardaki
artışlar veya borçlardaki azalışlar ile öz kaynaklarda artışa
neden olan ekonomik faydalardaki artışlardır. Ortakların
sermayeye katkıları dışında, öz kaynakta artışla
sonuçlanan ve işletmenin dönem içindeki olağan
faaliyetlerinden elde edilen brüt ekonomik faydaya ise
hasılat denmektedir. İşletme tarafından elde edilmemiş ve
öz kaynaklarda artışa neden olmayan girdiler hasılat
olarak kabul edilmez. Hasılatın (gelirin) ne zaman
gerçekleştiğinin belirlenmesi aşağıdaki kapsamda
açıklanmaktadır:
– Mal satışları,
– Hizmet sunumları,
– İşletme varlıklarının başkaları tarafından
kullanılmasından sağlanan faiz, isim hakkı ve
temettüler.
Hasılat alınan veya alınacak olan bedelin gerçeğe uygun
değeri ile ölçülür. Mal satışına ilişkin hasılat, aşağıdaki
tüm koşullar yerine geldiğinde finansal tablolara yansıtılır.
– İşletmenin malların sahipliği ile ilgili önemli risk
ve getirileri alıcıya devretmiş olması;
– İşletmenin satılan mallar üzerinde etkin bir
kontrolü veya sahipliğin genel olarak gerektirdiği
şekilde bir yönetim etkinliğini sürdürmemesi;
– Hasılat tutarının güvenilir biçimde ölçülebilmesi;
– İşleme ilişkin ekonomik yararların işletmece elde
edilmesinin muhtemel olması;
– İşleme ilişkin yüklenilen veya yüklenilecek olan
maliyetlerin güvenilir biçimde ölçülebilmesi.
Bir hizmetin satışına (sunumuna) ilişkin bir hasılat
işleminin finansal tablolara yansıtılabilmesi için, dönem
sonu itibariyle tamamlanma düzeyi tahmin edilebilmeli ve
o işleme ilişkin güvenilir bir ölçümle yapılabilmesi
gerekmektedir.
İşletme varlıklarının başkaları tarafından kullanılmasından
sağlanan faiz, isim hakları ve temettü getirileri, işlemle
ilgili ekonomik yararların sağlanacağı muhtemelse ve
hasılat tutarı güvenilir bir biçimde ölçülebiliyorsa
muhasebeleştirilir.

Gelir ve Gidelerin Dönem Bakımından Kontrolü

İşletme ömrünün belli dönemlere ayrılarak ve her dönemi
diğerlerinden bağımsız bir biçimde ele alınarak
değerlendirilmesi dönemsellik kavramı şeklinde
tanımlanmaktadır. Bu kavram ayrıca gelir ve giderlerin
tahakkuk esasına göre muhasebeleştirilmesi ve hasılat
gelir ve kârların aynı döneme ait maliyet, gider ve
zararlarla karşılaştırılması esaslarına dayanmaktadır.
Dönemsellik kavramı, işletmelerin sınırsız sayılan yaşam
sürelerinin sınırlı uzunlukta belli dönemlere bölünmesi ve
her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden ayrı
olarak saptanmasını ifade eder.
Gelir hesapları ait oldukları dönemin 690 Dönem Kârı
veya Zararı hesabına devredilerek kapatılırlar. Bu nedenle
kaydedilmiş tüm gelirlerin o döneme ait olduğu doğru
saptanmalıdır. Bu döneme ait olmadığı saptanan gelirler
dönem gelir tablosu hesaplarından çıkarılmalıdır. Gelecek
döneme ait olduğu tespit edilen hesaplar pasif karakterli
bir bilanço hesabının alacağına kaydedilir. Bu hesaba
kaydedilen tutarlar dönemsonunda kontrol edilir ve içinde
bulunulan dönemde gelir olarak kaydedilenler tespit edilir.
Tespit edilen bu tutar ilgili gelir hesabına borç yazılarak
ait olduğu dönemin sonuçlarına devri sağlanır
Dönemsellik kavramı gereğince içinde bulunulan döneme
ait ancak henüz tahsil edilmemiş gelirler, içinde bulunulan
dönemin gelir tablosuna kaydedilir. Tahsil edilmemiş
ancak hak edilmiş gelirlerin kaydedilmemiş olması
gelirlerin dolayısıyla karın da az görünmesine neden
olacaktır.
Gelirlerde olduğu gibi giderlerde de gelecek döneme ait
olan giderler tespit edilmeli ve dönem hesaplarından
çıkartılarak bilanço hesaplarına aktarılmalıdırlar. Bazı
durumlarda henüz gidere dönüşmemiş undurlar önce bu
hesaba kaydedilir. Gelecek Aylara Ait Giderler Hesabı’na
kaydedilen unsurlar dönemsonunda kontrol edilerek içinde
bulunulan dönemde tüketilmiş tutarı tespit edilir. Tespit
edilen bu tutar; ilgili gider hesabına borç, Gelecek Aylara
Ait Giderler Hesabı’na alacak yazılarak ait olduğu
dönemin sonuçlarına devri sağlanır.
Dönemsonunda dönem kârı veya zararını bulmak için gelir
tablosunda yer alan bütün hesaplar 690 Dönem Kârı veya
Zararı hesabına devredilerek kapatılır. Dönemin geliri ile
gideri karşılaştırılır. Eğer gelirler giderleri aşıyorsa kâr;
giderler gelirleri aşıyorsa zarar vardır.

Vergiye Tabi Karın Bulunması ve

Muhasabeleştirilmesi

İşletmeler Gelir Vergisine veya Kurumlar Vergisi’ne tabi
olarak dönem kârı üzerinden vergi öderler. Vergiye tabi
kâr (mali zarar); vergi yasaları tarafından konulan
kurallara göre bir hesap dönemi için tespit edilen ve
üzerinden vergi ödenen (vergi geri kazanımı sağlayan)
kârı (zararı) ifade eder.
Muhasebe karı; vergi gideri öncesi dönem karını (zararını)
ifade eder.
Bazı istisnai durumlarda kanunen vergilendirilmesi
gereken durumlar vergi dışı tutulmaktadır. Kurumlar
Vergisi Kanunu’nun 8. Maddesinde muhasebe kârından
düşülecek istisnalar aşağıdaki gibi sıralanmıştır:
– Şirketlerin, tam mükellefiyete tabi başka bir
kurumun sermayesine iştiraklerinden elde
ettikleri kazançlar.
– Kurumların rüçhan hakkı kuponlarının satışından
elde ettikleri kazançlar.
– Anonim şirketlerin kuruluşlarında veya
sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları hisse
senetlerinin itibarî değerlerinin üzerinde elden
çıkarılmasından sağlanan kazançlar.
– Yurt dışında yapılan inşaat, onarma, montaj işleri
ve teknik hizmetlerden sağlanan ve Türkiye’de
genel netice hesaplarına intikal ettirilen
kazançlar.
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 14. maddesinde ise kurum
kazancının tespitinde, işletmelerin aşağıdaki giderleri
hasılattan indirebilecekleri açıklamıştır :
– Hisse ve tahvil senetlerinin ihraç giderleri.
– İlk kuruluş ve örgütlenme giderleri.
– Genel heyet toplantıları için yapılan giderlerle
birleşme, fesih ve tasfiye giderleri.
– Sigorta ve reasürans şirketlerinde bilanço
gününde hükmü devam eden sigorta
sözleşmelerine ait karşılıklar.
– Genel bütçeye dâhil dairelere, katma bütçeli
idarelere, il özel idarelerine belediyelere ve
köylere, Bakanlar Kurulu’nca vergi muafiyeti
tanınan vakıflara, kamu menfaatlerine yararlı
sayılan derneklere ve bilimsel araştırma ve
geliştirme faaliyetlerinde bulunan kurum ve
kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve
yardımların toplamının o yıla ait kurum
kazancının %5’ine kadar olan kısmı.
– 3289 sayılı Gençlik ve Spor Genel
Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun ile 17.6.1992 tarihli ve 3813 sayılı
Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun kapsamında yapılan
sponsorluk harcamalarının; amatör spor dalları
için tamamı, profesyonel spor dalları için %
50’si.
– Kurumlar vergisi beyannamelerinde her yılın
zararı ayrı ayrı gösterilmek ve beş yıldan fazla
nakledilmemek koşuluyla geçmiş yılların mali
bilançolarına göre meydana gelen zararlar.
– Faizsiz olarak kredi verenlere ödenen kâr payları
ile özel finans kurumlarınca kâr ve zarara katılma
hesabı karşılığında ödenen kâr payları.
Kurum kazancının tespitinde aşağıda yazılı indirimlerin
yapılması kabul edilmez. (KVK 15. md.) Kurumlar
Vergisi Kanunu’na göre kabul edilmeyen giderler aşağıda
sıralanmıştır:
– Öz sermaye üzerinden ödenen veya hesaplanan
faizler.
– Örtülü sermaye üzerinden ödenen veya
hesaplanan faizler.
– Sermaye şirketlerince dağıtılan örtülü kazançlar.
– Her ne şekilde ve ne isimle olursa olsun ayrılan
ihtiyat akçeleri.
– Dar mükellefiyete tabi kurumlardan ayrıca:
– Bu kurumlar hesabına yaptıkları alım satımlar
için ana merkeze veya Türkiye dışındaki şubelere
verilen faizler, komisyonlar ve benzerleri.
– Ana merkezin veya Türkiye dışındaki şubeleri
giderlerine veya zararlarına iştirak etmek üzere
ayrılan hisseler.
– Kurumlar Vergisi ile her türlü para cezaları, vergi
cezaları ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkındaki Kanun hükümlerine göre ödenen
cezalar, gecikme zamları ve faizler.
– Kanunlarla veya kanunların verdiği yetkiye
dayanılarak tespit edilen hadler saklı kalmak
üzere, menkul kıymetlerin itibari değerlerinin
altında satışından doğan zararlar ile ödenen
komisyonlar ve benzeri her türlü giderler.
– Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ödenen
gecikme faizleri.
– Her türlü alkol ve alkollü içkiler ile tütün ve tütün
mamullerine ait ilan ve reklam giderlerinin %
50’si.
– Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı
olan yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu
deniz, uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarından
işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili
olmayanların giderleri ile amortismanları.
– Basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve
televizyon yayınlarından doğacak maddî ve
manevî zararlardan dolayı ödenen tazminat
giderleri.
Gelir Vergisi Kanunu’nun 41. maddesine göre aşağıda
yazılı ödemelerin gider olarak indirilmesi kabul olunmaz;
– İşletme sahibi ile eşinin ve çocuklarının
işletmeden çektikleri paralar veya aynen aldıkları
sair değerler.
– İşletme sahibinin kendisine, eşine, küçük
çocuklarına işletmeden ödenen aylıklar, ücretler,
ikramiyeler, komisyonlar ve tazminatlar.
– İşletme sahibinin işletmeye koyduğu sermaye
için yürütülecek faizler.
– İşletme sahibinin, eşinin ve küçük çocuklarının
işletmede cari hesap veya diğer şekillerdeki
alacakları üzerinden yürütülecek faizler.
– İşletme sahibinin, ilişkili kişilerle emsallere
uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilen
bedel veya fiyatlar üzerinden mal veya hizmet
alım ya da satımında bulunması hâlinde,
emsallere uygun bedel veya fiyatlar ile işletme
sahibince uygulanmış bedel veya fiyat arasındaki
işletme aleyhine oluşan farklar. işletmeden
çekilmiş sayılır. Bu uygulamasında, imalat ve
inşaat, kiralama ve kiraya verme, ödünç para
alınması veya verilmesi, ücret, ikramiye ve
benzeri ödemeleri gerektiren işlemler, her hâl ve
şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak
değerlendirilir.
– Her türlü para cezaları ve vergi cezaları ile
işletme sahibinin suçlarından doğan tazminatlar.
– Her türlü alkol ve alkollü içkiler ile tütün ve tütün
mamullerine ait ilan ve reklam giderlerinin %
50’si.
– Kiralama yoluyla edinilen veya işletmede kayıtlı
olan yat, kotra, tekne, sürat teknesi gibi motorlu
deniz, uçak ve helikopter gibi hava taşıtlarından
işletmenin esas faaliyet konusu ile ilgili
olmayanların giderleri ile amortismanları.
– Basın yoluyla işlenen fiillerden veya radyo ve
televizyon yayınlarından doğacak maddî ve
manevî zararlardan dolayı ödenen tazminat
giderleri.
Kurumlar vergisi oranı şirketler için % 20’dir. Gelir
vergisine tabi işletmeler ise gelir vergisine tabi gelirlerin
vergilendirilmesinde esas alınan tarife her yıl
yenilenmektedir.
Dönemsonunda bütün gelir ve gider hesapları 690 Dönem
Kârı Veya Zararı hesabına devredilir. Bu hesabın alacak
kalanı dönem muhasebe kârıdır. Bu kâr vergi öncesi
kârdır. Bu kâr üzerinden Kurumlar (Gelir) Vergisi
hesaplanır. Dönem kârından hesaplanan Kurumlar (Gelir)
vergisi indirildikten sonra dönem net kârına ulaşılır.
Hesaplanan kurumlar vergisi 691 Dönem Kârı Vergi ve
Diğer Yasal Yükümlülükler Karşılığı hesabının borcuna
ve karşı hesap olarak da bir bilanço hesabı olan 370
Dönem Kârı Vergi ve Diğer Yasal Yükümlülükler
Karşılığı hesabının alacağına yazılır. Önceki dönemde 590
Dönem Net Kâr hesabında yer alan kâr, izleyen yılda 570-
Geçmiş Yıllar Kârları Hesabına devredilir.
Şirketlerin muhasebe kârı ile vergiye tabi kârı farklı olmak
zorunda da değildir. Eşit olduğu durumlar da olabilir. Ya
da muhasebe kârı vergiye tabi kârdan yüksek olabilir.

Ünite 8: Finansal Tablolar ve Düzenlenmesi

Hesapların Kapatılması

Dönemsonu işlemlerinde, genel geçici mizandaki hesap
kalanları ile muhasebe dışı envanter sonuçlarının
karşılaştırılması sonucunda fark bulunursa muhasebe içi
envanter işlemlerinde ayarlama ve düzeltme yapılır, sonuç
hesapları Dönem Kârı ve Zararı Hesabına devredilir ve
kesin mizan düzenlenir. İşletmenin mali tabloları, kesin
mizanda yer alan hesap kalanları temel alınarak
oluşturulur.
Hesaplar kapatılırken, pasif hesapları borçlandırıp, aktif
hesapların alacaklandırılması gerekir ve kayıtlar büyük
deftere geçirilerek dönem kapatılmış olur.

Finansal Tablolar ve Düzenlenme Koşulları

Bir işletmenin muhasebe sürecinde üretmiş oldukları
çıktılar finansal tabloları oluşturur. Bilanço, gelir tablosu,
özsermaye değişim tablosu ve nakit akış tablosu genel
amaçlı finansal tablolardır ve işletmelerin belirli bilgi
ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanmış mali tablolardır.
Finansal tablolar, işletmenin finansal durumunun ve
finansal performansının biçimlendirilmiş sunumudur.
– Varlıklar,
– Borçlar,
– Özkaynaklar,
– Gelir ve giderler,
– Ortakların katkıları ve ortaklara yapılan
dağılımlar,
– Nakit akışları
ile ilgili bilgi veren finansal tablolar, kullanıcı kitlesinin
karar almasına ve tahminlerde bulunmasına katkı
sağlamak amacıyla düzenlenir.
Finansal tablolar, (a) dönemsonu bilanço, (b) döneme ait
kapsamlı gelir tablosu, (c) döneme ait özkaynak değişim
tablosu, (d) döneme ait nakit akış tablosu ve (e) önemli
muhasebe politikalarını düzenleyen dipnotlar ve diğer
açıklayıcı notlar olarak bir set şeklindedir.
Finansal tablolar, gerçeğe uygunluk, işletmenin sürekliliği,
muhasebenin tahakkuk esası, netleştirme, önemlilik ve
birleştirme, karşılaştırmalı bilgi, raporlama sıklığı,
sunuluşun tutarlılığı kuralları çerçevesinde
hazırlanmalıdır.
Varlıkların, düzenleyici hesaplar düşüldükten sonra net
tutarlarıyla gösterilmesi netleştirme sayılmaz. Finansal
tablolarda varlıklar ve borçlar ayrı, gelir ve giderler ayrı
gösterilmelidir.
Finansal tablolar düzenli olarak düzenlenirler ve bir yıllık
bir dönemi kapsarlar. Bu düzeleme sırasında işletmenin
adı, raporlama dönemi sonu veya finansal tablo ve
dipnotların kapsadığı dönem, sunum para birimi ve para
biriminin bin veya milyon hanelerine yuvarlanarak ifade
edilir.

Finansal Durum Tablosu (Bilanço)

Bilanço, ilgili dönemde, işletmenin finansal durumunu
(varlık ve kaynak yapısı) gösterir ve işletmenin sermaye
yapısı, likiditesi, borç ödeme gücü ve finansal esnekliğin
değerlendirilmesi için gerekli bilgileri yansıtmış olur.
Bilanço, düzenlendiği an itibariyle işletmenin finansal
durumunu yani varlık ve kaynak yapısını gösterir.
Bilanço iki şekilde düzenlenebilir; hesap tipi bilançoda
aktif ve pasif yan yana iki sütun şeklinde yazılırken, rapor
tipi bilançoda alt alta yazılırlar. Türkiye’de hesap tipi
bilanço kullanılmaktadır.
Bilançoda, aktif unsurlar en likit değerden en az likit
değere doğru sıralanırken, pasif unsurlar, en kısa vadeli
kaynaktan en uzun vadeliye doğru düzenlenir.
Genellikle, 12 ay içinde paraya çevrilecek ya da
kullanılacak varlıklar dönen varlıklar adını alır. Eğer 12
aydan uzun sürede paraya çevrilecek ve işletme
faaliyetlerinde sürekli kullanılacaksa, o varlıklara duran
varlıklar denir.
İşleme tabi tutulmak üzere tedarik edilen varlıkların para
veya para benzeri bir unsura çevrilmesi arasında geçen
süre işletmenin faaliyet döngüsünü oluşturur ve net bir
şeklide belirtilmediği durumlarda 12 ay olarak düşünülür.
Kısa vadeli borçlar 12 ay içinde ödenecek olanlardır.
Normal faaliyet döngüsünde ödenmesi planlanan,
öncelikle ticari amaçla elde tutulan (temettü ödemeleri,
gelir vergileri vb.), veya bilanço tarihinden sonra 12 ay
içinde ödenecek olan borçlar bu kısa vadeli borçlar
kategorisi içindedir.
Uzun vadeli borçlar ise uzun vadede finansman sağlayan
finansal borçlar ve raporlama döneminden sonraki 12 ay
içinde ödenmeyecek finansal borçlardır.
Dipnotlarda kalemlerin alt sınıflamalarıyla ilgili bilgiler
sunulur. Bu sınıflamalar, Türkiye Finansal Raporlama
Standartlarına, tutarın büyüklüğü, niteliği ve işlevine göre
yapılır.

Gelir Tablosu

İşletmenin belirli bir dönemdeki tüm gelirlerini ve
giderlerini ve sonuç olarak dönem net kârı ya da zararını
gösteren tablolara gelir tablosu denir.
Gelir tablosu, söz konusu işletmenin faaliyetlerinin
başarımını ölçer.
Hesap tipi ve rapor tipi olmak üzere iki çeşit gelir tablosu
oluşturmak mümkündür. Türkiye’de rapor tipi gelir
tablosu benimsenmiştir ve bu tablo modelinde gelir ve
gider hesapları alt alta yazılmaktadır. Hesap tipi gelir
tabloları, giderler solda, gelirler ise sağda yer alacak
şekilde sütunlar şeklindedir.
Bir döneme ait gelir ve giderleri, kapsamlı tek bir gelir
tablosunda göstermenin yanı sıra, kâr veya zarar
bileşenlerini gösteren bir tablo ve kâr veya zararla
başlayan ve diğer kapsamlı gelir unsurlarını gösteren bir
tablo olmak üzere iki tablo olarak sunmak mümkündür.
Kapsamlı gelir tabloları aşağıdaki kalemleri içerir:
– Hasılat,
– Finansman maliyetleri,
– Özkaynak kullanılarak muhasebeleştirilen
iştirakler ve iş ortaklarının kâr ya da zarar
payları,
– Gerçeğe uygun değeri arasındaki farktan
kaynaklanan kazanç veya kayıplar,
– Vergi giderleri,
– Durdurulan faaliyetlere ilişkin vergi sonrası kâr
veya zarar bileşenleri,
– Toplam kapsamlı gelir.
Kalemlerin sıralanmasında, işletmeler önemlilik ile gelir
ve giderlerin nitelik ve işlevlerine odaklanır.
Belirli bir dönemdeki gelir ve giderler, dönem kâr veya
zararında muhasebeleştirilmekte ve olağan dışı kalemler
olarak kapsamlı gelir tablosunda, bireysel gelir tablosunda
ya da dipnotlarda gösterilmemektedirler.
– Stokların net gerçekleşebilir değerine veya maddi
duran varlıkların geri kazanılabilir tutarına
indirgenmesi için ayrılan karşılık giderleri ve
bunların iptali,
– İşletmelerin faaliyetlerinin tekrardan
yapılandırılması ve bunun maliyetleriyle ilgili
karşılıkların iptali,
– Maddi duran varlıkların elden çıkarılması,
– Durdurulan faaliyetler,
– Dava ödemeleri,
– Karşılıklarla ilgili diğer iptaller
gibi durumlarda gelir ve gider kalemleri ayrı ayrı
gösterilir.
İsteğe bağlı olarak, işletmeler, giderler, sıklık, kâr ve zarar
yaratma potansiyeli ve tahmin edilebilirlik ile ilgili
finansal performans detayları için bireysel gelir tablosu
hazırlayabilir.
Giderlerin niteliğine ve işlevine göre iki farklı şekilde
düzenlenebilen bireysel gelir tabloları, işletmelere
maliyetlerle ilgili göstergeler sunduğu için işletme
tarafından ihtiyacına yönelik en tutarlı ve güvenilir sunuş
yöntemi seçilmelidir.
Giderlerin çeşitlerine göre bireysel gelir tablosu 
hazırlamak, giderlerin fonksiyonuna göre bireysel
gelir tablosuna kıyasla daha kolaydır. Ancak
giderler fonksiyonlarına göre sınıflandırıldığında daha
tutarlı bilgi sağlar ve amortisman ve itfa giderleri gibi
unsurlarda ek bilgi gerektirir.

Özkaynak Değişim Tablosu

Belirli bir dönemde, özellikle sermaye işletmelerinin
özkaynak unsurlarındaki artış ve azalışı topluca göstermek
amacıyla hazırlanan özkaynak değişim tablosu, bilanço ve
gelir tablosundaki bilgiler doğrultusunda hazırlanır.
– Dönem ile ilgili toplam kapsamlı gelire,
– Her özkaynak kalemi için geçmişe yönelik
uygulama ve düzeltmelerin etkisine,
– Dönem başındaki ve sonundaki defter değeri
arasındaki mutabakata
ilişkin bilgiler özkaynak değişim tablosu kapsamı
içindedir.

Nakit Akış Tablosu

Her ne kadar işletmelerin faaliyetlerinde farklılık görülse
de tüm işletmeler nakit akış tablolarına ihtiyaç duyarlar
çünkü faaliyetlerine devam etmek, yükümlülüklerini
yerine getirmek ve yatırımcılarına getiri sağlamak gibi
ortak nedenleri vardır.
İşletmelerin net aktiflerindeki değişimi, finansal yapısını
ve nakit akışlarının tutar ve zamanlamasını değişen
koşullara uyum sağlamak için etkileme yeteneğini
değerlendirebilmesi ile ilgili bilginin sağlandığı nakit akış
tabloları, kullanıcıların ileri bir tarihteki nakit akışlarını
değerlendirmeğe ve diğer işletmelerle karşılaştırmaya
yarar.
Nakit akış bilgilerinin sunulması ve açıklanması ile ilgili
kurallar Türkiye Muhasebe Standardı 7 ile belirtilmiştir.
Nakit akış tablosu sunumunda (a) işletme faaliyetleriyle
ilgili nakit akışları, (b) yatırım faaliyetleriyle ilgili nakit
akışları ve (c) finansman faaliyetlerine ilişkin nakit
akışları sınıflandırması mevcuttur.
İşletme faaliyetleriyle ilgili nakit akışları, dış finansman
kaynaklarına ihtiyaç duymaksızın borçların ödenmesi,
faaliyetlerin devamlılığı, kâr payı ödemelerinin yapılması
ve yeni yatırımlara başlanması hususlarında bilgilendirici
rol oynar.
– Satılan mallardan ve verilen hizmetlerden elde
edilen nakit girişleri ile ödemelerden
kaynaklanan nakit çıkışları,
– Royalti, ücret, komisyon ve diğer hasılatla ilgili
nakit girişleri,
– Kurum kazancı üzerinden hesaplanan vergilerden
kaynaklanan nakit çıkışları veya vergi
kapsamında alınan vergi iadeleri ile ilgili nakit
girişleri,
– Alım satım için elde tutulan sözleşmelerle ilgili
nakit girişleri ve çıkışları
işletme faaliyetleriyle ilgili nakit akış örnekleridir.
Yatırım faaliyetleriyle ilgili nakit akışları ise uzun vadeli
varlıkların ve diğer yatırımların elden çıkarılması ya da
elde edilmesi ile ilgilidir. Örnek olarak;
– Duran varlıklar ve diğer uzun vadeli varlıkların
alımı veya satışından kaynaklanan nakit akışları,
– Başka bir işletmeye iştirak etmek veya borçlanma
aracını satın almak için ve iş ortaklığına katılmak
için yapılan nakit çıkışları ile hisse senedinin
veya borçlanma aracının ya da iş
ortaklıklarındaki payın satışı ile elde edilen nakit
girişleri,
– Verilen avans ve borçlara ilişkin nakit çıkışları
yanı sıra verilen avans, kredilerden yapılan
tahsilatlar,
– Vadeli işlem veya forward sözleşmesi, opsiyon
sözleşmeleri ve swap sözleşmelerine ilişkin nakit
giriş çıkışları
verilebilir.
Finansman faaliyetlerine ilişkin nakit akışları örnekleri ise
şu şekildedir:
– Hisse senedi ve diğer öz sermaye araçlarının
ihracından kaynaklanan veya borçlanma araçları
ihracı ve krediler ile sağlanan nakit girişleri,
– Sermayenin azaltılması, işletmenin kendi hisse
senetlerini alması ve borç ödemeleri sonucu
meydana gelen nakit çıkışları.
İşletme faaliyetleri ile ilgili nakit akışları raporlanırken,
brüt ve net olmak üzere iki yöntem kullanılabilir. Brüt
yöntem, net yöntemin aksine, geleceğe dönük tahminlerde
bulunabilmek için faydalı bilgiler sağladığından işletmeler
tarafından tercih edilmektedir.

Finansal Tabloların Bütününe Ait Dipnotlar

Sistematik bir biçimde sunulan ve finansal tablolarla
bütünlük oluşturan dipnotlar, tablolardaki bilgileri
detaylandıran veya tablolarda sunulamayan kalemlerle
ilgili bilgi içerir.
Dipnotlar;
– kullanıcıların finansal tabloları anlamaları ve
diğer işletmelerle karşılaştırmalarını
kolaylaştırmak,
– işletmenin sermaye yönetimine ilişkin tutumları
ve süreçleriyle ilgili değerlendirmeye olanak
sağlamak,
– finansal tablolardaki ölçü esaslarına ilişkin
bilgilendirme yapmak,
– geleceğe yönelik doğru varsayım ve tahminlerde
bulunabilmek için bilgi sağlamak
gibi amaçlarla hazırlanırlar.

                                                         

                                                       

 Dönemsonu İşlemleri Ders Kitabı (Tıkla İndir)

Post Author: Root

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir